İmza-Söyleşi-Etkinlik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İmza-Söyleşi-Etkinlik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5.01.2010

Özgür Edebiyat Okurlarıyla Buluşuyor

12 Ocak 2010 Salı, saat: 18.30
Yer: Yapı Kredi kültür Sanat Merkezi Sermet Çifter Salonu, İstiklal cad. 161, Beyoğlu - İstanbul


Konuşmacı: Metin Celâl (Özgür Edebiyat)

Edebiyat dergiciliğinin dünü, bugünü ve geleceği konuşulacak. Karşılıklı sorunlar paylaşılacak, dergilerin bugünkü durumları masaya yatırılacak.
Dergilerin etkinlikleri ve işlevleri yeterli mi? Okuruyla yazarıyla ilişkileri sağlıklı mı? Benzeri sorulara yanıtlar aranırken eleştiri, öneri, dilek ve beklentileri olanlar da söz alacak.
Dergi yöneticilerinin okurları ve yazarlarıyla yüzleşeceği etkinliklerin geniş katılımlı olmasını, edebiyatımız adına yararlı geçmesini umuyoruz.
“Yaşasın edebiyat, çok yaşasın dergiler!”

4.01.2010

Edebiyatçılar Derneği Etkinlikleri

EDEBİYATÇILAR DERNEĞİ ETKİNLİKLERİ:

12 Ocak 2010/ Salı

Konferans Salonu I

Saat:17.45-19.00

Şiir – Müzik Dinletisi:“Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek”

Yöneten: Gökhan Cengizhan

Katılımcılar: Halil İbrahim Özcan, Mehmet Hameş, A. Galip, İlhami Özer, Mustafa Emre, A. Rahim, Yusuf Kaptan , Kağan İşçen, Necmettin Salaz, Ali Rıza Kars

Düzenleyen: Edebiyatçılar Derneği

15 Ocak 2010/ Cuma

Konferans Salonu III

Saat:18.15-19.45

Panel: “Şiirin Statü Kaybı”

Yöneten: Mehmet Hameş

Konuşmacılar: Prof. Dr. Deniz Abik, Sabit Kemal Bayıldıran, Prof. Dr. Çetin Derdiyok

Düzenleyen: Edebiyatçılar Derneği

16 Ocak 2010/ Cumartesi

Konferans Salonu II

Saat:18.15-19.45

Panel:“Günümüzde Öykü, Günümüz Öyküsü”

Yöneten: Zafer Doruk

Konuşmacılar: Remzi Karabulut, Saba Kırer, Yakup Tilermeni,

Nazmi Bayrı, Aysel Yenidoğanay

Düzenleyen: Edebiyatçılar Derneği

11.11.2009

RESİM SERGİSİ

14 - 29 KASIM 2009
ZET SANAT ATÖLYESİ

AYNUR PEHLİVANLI
ZAHİDE YÜKSELER

KOKTEYL: 14 KASIM 2009, SAAT: 16:00- 18:00
ADRES: KIŞLASARAY MAH. KURTULUŞ CAD. KURTULUŞ ECZ. İZMİR APT. ZEMİN KAT-ANTAKYA

2.06.2009

Kurgu Kültür Merkezi hafta sonu etkinlikleri:
Erendiz Atasü, Kurgu Kültür Merkezi'nde...
Söyleşi ve İmza
Bilinçle Beden Arasındaki Uzaklık
6 Haziran Cumartesi,
Saat: 15.00-16.30
Konur Sokak 13/5 Kızılay-Ankara
Tel: 0312 417 79 90

25.01.2009

TAŞ UÇAK

ş i i r s e r g i s i

Zafer Yalçınpınar

10-28 ŞUBAT 2009
ODAKULE SANAT GALERİSİ
Açılış: 10 Şubat 2009 Salı /18:00-20:00
*
Sergi Kapsamındaki Söyleşiler:
"Haklılığın İnadı" /13 Şubat 2009 Cuma /18.00-20.00
(Ahmet Soysal ile birlikte gerçekleştirilecektir.)

"Günümüz Edebiyat Ortamı ve Meydansızlık"
16 Şubat 2009 Pazartesi /18.00-20.00

"Boşluğun Dili"
17 Şubat 2009 Salı / 18.00-20.00

*
İstanbul Sanayi Odası
Odakule Sanat Galerisi (İstiklal Caddesi No:142 Kat:1)
Sanat Yönetmeni: A. Necip Yeşiltepe

2.10.2008

Kuşadası Öykü Günleri başlıyor

Kuşadası Belediyesi’nce düzenlenen Öykü ve Şiir Günleri’nin beşincisi, bu yıl 08–10 Ekim 2008 tarihlerinde gerçekleştiriliyor. Etkinlik, Kuşadası’nda İlçe Halk Kütüphanesi’nde (Barbaros Hayrettin Paşa cad. Bozkurt sok.5) yapılacak.Aydın ili ve çevresi sivil toplum kuruluşlarınca da desteklenen bu etkinliğin başlıca amacı; Türk öykü ve şiirlerini, edebiyatçı ve kültür ustalarını ülke çapında çevreye tanıtmaya, bu tür etkinliklere öykü yazarlığı ve şairlik bağlamında özellik kazandırmaya, Türk edebiyatının yerel adlarına sahip çıkmaya çaba göstermek, dünyada barışa katkıda bulunmak. 5.Kuşadası Öykü ve Şiir Günleri Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın açış konuşmasıyla başlayacak. Bu yıl onur konukları: Prof.Dr.Bedia AKARSU, Prof.Dr.Cevat GERAY ve Prof Dr.Afşar TİMUÇİN. Y.Bekir YURDAKUL’un sunuculuğunu üstlendiği etkinliğe katılacak edebiyatçı ve bilim adamları ise şöyle: Zeliha AKÇAGÜNER, Zeynep ALİYE, Erdal ATICI, Talat AVCI, Nursel DURUEL, Suca DÜNDAR, Nuri ERKAL, Doç.Dr. Hasan ERKEK, Sultan Su ESEN, Mehmet GENÇ, Mehmet GÜLER, Burhan GÜNEL, Günay GÜNER, Ziya GÜREL, M.Arslan GÜVEN, Prof.Dr. Sevgi İYİ, Selami KARABULUT, Prof.Dr. Yüksel KOCADORU, Süreyya KÖLE, Prof.Dr. Onur B. KULA, A.Zeki MUSLU, Münevver OĞAN, Etem ORUÇ, Dr.Ertekin ÖZCAN, Fergun ÖZELLİ, Belma ÖZGÜN, Prof.Dr.Kaya ÖZSEZGİN, Mucize ÖZÜNAL, A.Kadir PAKSOY, Özlem SEZER, Osman ŞAHİN, Aydın ŞİMŞEK, Zerrin TAŞPINAR, Vecihi TİMUROĞLU, Zehra ÜNÜVAR, Ece ÜRKMEZ, Mustafa VELİ, Dr.Muhsine Helimoğlu YAVUZ ve Muzaffer İZGÜ. İlk gün, “Edebiyatımızda Âşık Geleneği” tartışılacak, onur konuklarıyla bir söyleşi gerçekleştirilecek, öykücüler öykülerini seslendirecekler. İkinci gün sabah panelinin konusu, “Edebiyat ve Yorum”. Öğleden sonra ise, “Edebiyat ve Öteki Sanatlar” ele alınacak. Sonrasında şairler şiirlerini seslendirecekler. 3. gün “Edebiyat ve Sinema” konulu panelle başlıyor. Öğleden sonra Muzaffer İZGÜ, “Çocukluğum” adlı söyleşisinde çocuklarla birlikte olacak. Sonrasında Nursel DURUEL başlangıcından bu güne Kuşadası Öykü ve Şiir Günleri’ni değerlendirecek. Çalışma günü sonunda “Hukukun Üstünlüğü” konulu etkinlik ortak bildirisi tartışılacak. 4. gün, Kuşadası şehir turu düzenleniyor. Etkinlikte yansı gösterimlerinin yanı sıra 3 gün süreyle “Şair Çalışıyor” ve “Güvercin Çocuk” şiir ve yazın atölye çalışmaları sürdürülecek; Mehmet Arslan Güven’in “Gelecekteki Peyzaj” konulu fotoğraf, Agâh Özgüç’ün “Türk Sineması” konulu afiş sergilerine yer verilecek. Etkinlik süresince, imza saatleri düzenlenecek; okuyucular etkinlikte yer alacak yazar ve bilim adamlarının kitaplarıyla buluşturulacak. Bu yıl beşincisi yayınlanacak olan “Kuşadası’nda Öykü’ye ve Şiir’e Yolculuk” kitabında geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi yine panellerde öne sürülen görüş ve düşünceler ile şair ve öykücülerin yapıtlarına yer verilecek. Kuşadası’nda yaşamış olan Erhan BENER, Ferzan GÜREL ve Haldun MARLALI’ya ise özel bir bölüm ayrılacak. Etkinliğin genel koordinatörlüğünü Selim ESEN yapıyor. Düzenleme kurulunda Ahmet SAY, Talat AVCI, Sultan Su ESEN, A.Zeki MUSLU, Belma ÖZGÜN ve Dr.Halit UMAR yer alıyor. Kuşadası Öykü ve Şiir Günleri, kapsamı ve içeriği ile ilçenin kültürel kimliğine de yeni bir boyut kazandırıyor.
Kaynak:www.antoloji.com

8.07.2008

Murathan Çarboğa ile Söyleşi

Onur Aslan
ÇEK BİR ŞİİR ŞAİR ABİ, SMS’LİK OLSUN
Unutuşun sloganlaştığı, tüketimin ve yozlaşmanın hüküm sürdüğü günümüzde ne durumdadır şairin ve şiirin konumu? Şairin yazgısı hangi mecrada akar? “Hayat Hiçbir Zaman Yetmeyecek Şiire” adlı dosyasıyla 2007 Ali Rıza Ertan Şiir Ödülü’nü kazanan genç şair Murathan Çarboğa’ya yönelttik kafamızı meşgul eden soruları.1974 Dörtyol doğumlu bir şair Murathan Çarboğa. Hayatını Hatay ve Adana arasında bölüştüren bir edebiyat öğretmeni. Antakya Fevzi Çakmak Lisesi’nde görev yapıyor. Birçok ulusal dergide ürünleri yayınlanmış, ulusal anlamda birçok ödüle değer bulunmuş şimdiye kadar. Varlık, Milliyet Sanat, Dünya Kitap, E, Patika, Kavram Karmaşa, Taflan, Yom Sanat, Şiir Ülkesi, Agora gibi ulusal dergilerde imzası görünmüş daha önce. Şiir, Mektup ve Deneme dallarında ödüllere değer bulunmuş. Bu ödüllerden birkaçını sıralarsak daha açıklayıcı olur sanırım: 2003 Uğur Mumcu Şiir Ödülü, 2003 Lions Şiir Ödülü, 2003 Öğretmen Mektupları Yarışması’nda ikincilik ödülü, Deneme dalında düzenlenen 2004 Behzat Ay Yazın Ödülü, 2005 Cemal Süreya Şiir Ödülü. 2003 yılında Lions Şiir Ödülü sonucunda yayınlanmış “Güne Dönen Rüya” adlı bir şiir kitabı var Murathan Çarboğa’nın. Bakalım ne haldedir edebiyatın ahvali, 2007’nin son demlerini yaşadığımız şu günlerde.
Sayın Murathan Çarboğa, nedir şairin ve şiirin konumu? Aziz Nesin üstadın daha önce öngördüğü üzre “her üç kişiden beşi şair” olan bir toplum, şiire hak ettiği ilgiyi gösteriyor mu?
Üstadın eleştirel yaklaşımı hâlâ geçerliliğini koruyor. Şiire sahiplenme anlamında herkesin söyleyeceği üç beş cümle var. Yediden yetmiş yediye herkes şiir teorisyeni kesilebiliyor bir anda. Garip bir durumdur, edebiyatın diğer dallarına daha mesafeli insanlar. Sanırım şiirin tarihimizdeki geniş yelpazesi ve kültürün içinde hala soluk alıp veren kökleri bu tavrı kışkırtıyor. Duygu sömürüsüne açık bir alan şiir, insan efkârlanıp alt alta sıralayıveriyor cümleleri ve şiir yazdığını sanıyor. Şiirin aşkla paralel giden bir ruhu var ayrıca. Çağımızda aşkın bile layıkıyla yaşandığı şüpheliyken, sevdalanan herkesin şiirden medet umması ve en korkuncu şair kesilmeye çalışması tam anlamıyla trajikomik bir manzara. Şiire sahiplenmek her şeyden önce iyi bir okuyucu olmaktan geçiyor. Şairler için de geçerli bir durum bu.
Şiiri kolaylıkla sahiplenen ve “her üç kişiden beşi” şair olan bir toplumun okuyucu potansiyeli ne durumdadır peki?
Korkunç. Yetmiş milyonluk bir ülkenin şiire ilgisi sıfır noktasında. Artık yayınevleri şiir kitabı yayınlamıyor. Yayınlananlar ise raflarda kalıyor yıllarca. Şiir birikim ister, her okuyanın zihninde yeniden yorumlanmak ister. Yani tüketimden ziyade üretimdir. Bu nedenle her toplumda azınlıktadır şiir okuyucusu, ama bu oranda değil. Ardımızda yüzlerce yıllık devasa bir şiir geleneği var ve tüm bu birikim silinmek üzere. Artık dosyalarımızı yayınlatamıyoruz. Olaya ticari zihniyetle bakan yayınevleri şiiri gözden çıkarmış durumda.
Peki nedir bu korkunç ilgisizliğin nedeni?
Geçerliliğini yitirmiş durumda tüm değerler. Unutuşu, hızı ve tüketimi kutsayan bir sisteme eklemlenmiş durumda insanlık. Medyanın tetiklediği “Gör ve unut!” sloganlı sığ bir felsefe, tüketim çılgınlığı, “Gemisini kurtaran kaptan” zihniyetiyle çırpınan, çıldıran, sürekli koşturup, bencil mutluluklar adına her şeyi mubah gören bir yaşam felsefesi… Artık bu hayatın içinde inceliklere ve üretime yer yok. Bilgisayarın ve internetin sanal dünyasına kapanan, yüz yüze ilişkilerin sıcaklığını unutan, içi boş, sanal bir dille iletişim kuran gençlere nasıl benimsetebilirsiniz şiiri? İçinde derin anlam katmanları bulunan ve büyük sözler yaratan bir oluşum şiir. Döviz bürolarının önünde rakamlara tapınan, borsa değerlerinin iniş çıkışıyla insanlığı anlam bulan bireye şiiri sevdirmek kolay mı? Maddi karşılığı olmayan hiçbir harcamanın değeri yok insanların gözünde. Neden para verip şiir kitabı alsın ki? Birey kendi gerçekleriyle yüzleşmek istemiyor artık. Şiir, çarpıklığı, yozlaşmayı ve haksızlığı vuruyor insanın yüzüne. Güzelliği, vicdanı ve inceliği hatırlatıyor insana. Günümüz bireyinin kaybettiği ve yüzleşmek istemediği değerler bunlar.
Karamsar bir manzara… Bu manzaranın içinde ne yapar şair? Ne gözle bakılır şair denen aykırı bireye?
Boş işlerle uğraşan, garip, dine imana döndürülmesi gereken bir birey konumundadır şair. Yakınınızdaki insanlara bile anlatamazsınız derdinizi. Zihniyet inceliği ve büyük idealleri anlayamaz çünkü. Maddi bir karşılığı yoktur bu işin, dolayısıyla ilgi yoktur. Hayatın ardında kalan bir işle uğraşmanızı anlayamaz insanlar ve unutulup gidersiniz. Anımsandığınız anlar da tam anlamıyla trajikomik durumlardır. Cep telefonu mesajları için birkaç süslü cümle isterler sizden. Şairsiniz ya, kamu hizmeti yapmanız gerekir. Konu komşu çocuklarının ödevi nedeniyle kompozisyon yazmanızı ister. Çalıştığınız kurumun büyük başları için konuşma metni yazmanızı talep ederler. Eczaneye gidersiniz, bakkala uğrarsınız, sevgililere verilmek üzere akrostiş isterler. “Güleriz ağlanacak halimize” mantığıyla bir meczup gibi dolaşırsınız ortalıkta. Eğer, “show” yönünüz yoksa, kendinizi şiir yeteneğinizden yola çıkarak başka alanlara pazarlayamıyorsanız silinip gidersiniz ortalıktan. Günümüz şairi, cep mesajları için birkaç süslü cümle istenen aykırı bir birey konumunda.
“Ne yapmalı?” diye sorası geliyor insanın. Şiirin bu kadar hayatın gerisine düşmemesi için ne yapmalı? Kimlere görev düşüyor bu noktada? Şaire mi, yayınevlerine mi, devlete mi, eğitime mi? Kimlere?
Bir şair, bir eğitimci olarak kendi yörüngemde sürdürüyorum mücadelemi. Gençlere şiiri sevdirmek adına didinip duruyorum, ama karşımızda çok güçlü bir rakip var. Görsel medyanın ve internetin büyülü dünyası siliveriyor tüm çabalarımızı. Popüler kültürün saltanatı o kadar güçlü ki, dört bir yandan saldırıyor bireye. Her şeyden önce, Kültür Bakanlığı’nın sahip çıkması lazım şaire. Kitap yayınlatma anlamında desteklemesi gerek. Öte yandan ülkedeki yayınevleri popüler kültürün tasmasıyla hareket eden ticari kurumlara dönüşmüş durumda. Her gün adını sanını bilmediğimiz insanların kitapları yayınlanıyor. İki cümleyi bir araya getiremeyen insanlar bunlar. Yayıncılığın da bir etiği olmalı diye düşünüyorum. Bilirsin, yalnızca şiirden ibaret değil benim edebi dünyam. Düzyazı çalışmalarım da bulunuyor, fakat popüler kültüre teslim olan anlayış anlamadığımız kriterler sunuyor dosyalarımızın önüne.
Peki nedir bu kriterler? Editörler yalnızca popüler kültürün sırça gözlüğüyle mi bakıyor edebi esere?
Piyasanın eğilimini göz önünde bulunduruyorlar sanırım. Hangi türde, hangi konuda kitap daha çoksatar, kim daha medyatik, kim daha popüler… Yayınevlerinin künyesinde yazan o editör özgeçmişleri beni ilgilendirmiyor. Şuradan mezun olmuş, şurada master yapmış, şunu çevirmiş falan… Yahu kardeşim, sen ne kadar anlıyorsun edebiyattan? Sen önüne gelen dosyaya ticari gözlükle mi bakıyorsun, yoksa edebi bakış açısıyla mı? Sen, kafasındaki yüz elli kelimeyle hayatını sürdüren bir mankenin ya da herhangi bir medya kuklasının peydahladığı dosyayı yayınlıyorsan eğer, tüccardan başka bir şey değilsin. Amerikan popüler kültürünün beşinci sınıf kitaplarını bir başyapıt gibi gösterip, kişisel gelişim kitapları denilen safsataları okurun önüne allayıp pullayarak sunuyorsan, edebiyatla bir alakan yok demektir. Okuyucunun eğilimleri de çok önemli. Kişisel gelişim serilerine çok ilgi gösteriyor okuyucu. Hani hayatın sırrını içinde barındırdıklarını sandığımız kitaplar. Başarıyı, mutluluğu, para kazanmanın yollarını, dini-imanı, bilgeliği fısıldayan(!?) metinler. Bu tür kitapları alan insanları anlayamam bir türlü. Böyle bir psikoloji, hep başkalarından mucize bekleme alışkanlığının bir uzantısı olsa gerek.
Çok doğru. Çoksatar listelerinde hep bu türden kitaplar var.
Belli bir satış rakamını garanti etsinler bu tür kitaplardan her iki ayda bir teslim edeyim isteyene. Saçmalamak güç bir iş olmasa gerek. Sırtımızda Tanpınar’ın, Oğuz Atay’ın, Yaşar Kemal’in ağırlığını duyumsayarak, Türk Edebiyatı’nın geleceği adına seviyeli ürünler ortaya koymak için uğraşıyoruz, fakat kimin umurunda. Uzakdoğu felsefelerinin içi boşalmış mantığından el almamız gerekiyormuş, bilemedik. Bir de kapağında “Aşk” sözcüğü geçen kitaplar kapışılıyor nedense. Tükenişin ve aşkı kaybetmenin günah çıkarma yollarından biri sanırım bu ilgi. Bu hassasiyeti, yeteneksiz, ama uyanık insanlar çok güzel bir şekilde kullanıyor. Sanırım az gelişmiş toplumların kaderi bu: Yeteneksizlerin saltanatı sürüyor her alanda. Sistem, nitelikli insanları hep geri plana itiyor.
Düzyazı bu durumdaysa eğer, yeniden “şiirin vay haline!” demek geliyor içimden. Bu umutsuz ve karamsar tabloya rağmen yine de mücadeleyi sürdürmek gerekiyor galiba.
Şiir bir yaşam felsefesinden başka bir şey değil. Hayatla uzlaşmak, varlığımı anlamlandırmak ve huzura kavuşmak adına yarattığım bir dil şiir. Bir amaç uğruna, belli bir karşılık bekleyerek şiir yazılmaz. Her şeye rağmen şiirle yaşamaya devam edeceğim yine ve çevremi bu yolda aydınlatmaya çalışacağım. Nihayetinde zaman ayıklayacak iyiyi ve kötüyü. Yeteneği, inancı ve şiir aşkını sonsuza kadar görmezden gelemezsiniz. Yeteneğim, özgeçmişim (bu yaşa kadar elde ettiğim başarılar takdirinize sunulur) ve şiirim, görmezden gelinemeyecek kadar iyi düzeyde çünkü.
Sevgili Murathan Çarboğa, umarım, yeniden şiirle buluşur kararan kalplerimiz ve şair, hak ettiği konuma kavuşur en kısa zamanda. Zaman ayırdığınız ve düşüncelerinizi paylaştığınız için teşekkür ederim.
İlginiz için ben teşekkür ederim.
Evrensel Gazetesi 29.11.2007

7.07.2008

Yazar Özcan Karabulut Antakya’lı Okurlarıyla Buluştu.

Türkiye’nin ünlü öykücü ve Roman yazarı Özcan Karabulut Antakya’daki okurlarıyla bir araya geldi. Odeon kafe’de katıldığı söyleşide, son çıkan “Amida, Eğer Sana Gelemezsem” adlı romanını anlatan karabulut, Türkiye’de iyi roman yazılmadığına dikkat çekti. Karabulut, “Romanın kahramanı Arat, çocuk işçilerle ilgili bir çalışma için Diyarbakır’a gider. Orada tanıştığı ve etkilendiği bir kadına bir zamanlar kente hükümdarlık etmiş Amida’nın adıyla seslenir. Yasak aşk, kimlik ve aidiyet sorunu, kent yaşamının gizemi, siyasal çatışmalar arasında Arat’ı zor günler beklemektedir. Böyle başlayan bir roman Amida” dedi. Karabulut, Ülkemizde öykünün 95 ile 2005 yılları arasında altın çağını yaşadığını ifade ederek; “maalesef böyle yüksek bir yerden inişe geçti, ama halen öykü adına güzel şeylerin olduğuna inanıyorum. Öykünün bu yükselişi bana göre Romanın şuan ki yükselişinin alt temelini oluşturdu. Öykü Günleri oldukça, Öykü dergileri ve iyi öyküler yazıldıkça öykü adına sevinmeliyiz” şeklinde konuştu. Romanda 78 kuşağından biri ile kapalı bir bayanın aşk öyküsünü, çocuk işliğini bir arada işlediğine dikkat çeken karabulut; “ Edebiyat biraz dert işidir. Edebiyat hayatın ve insanın stratejisini anlatır. Yalnızlık ve hüzün sadece insana mahsustur. Kitaplarımızda şiirlerimizde en az bir teması yalnızlıktır, kitabında da bu görülmektedir. Roman zordur, çünkü felsefeyi kıskandıracak kadar metafiziğe ihtiyaç duyar. Ben birkaç yılda roman yazılabileceğini artık düşünmüyorum. 6-7 ayda bir öykü yazan birisi olarak 6 yılda ancak bu romanı bitirdim” şeklinde konuştu.
“Amida, Eğer Sana Gelemezsem”
Roman, Can Yay. Mayıs 2008

12.02.2008

Söyleşi

Yazar / Şair

Adil Okay

"Savaş ve Edebiyat"




Güney Kültür Sanat Edebiyat Dergisi

1 7 Ş u b a t 2 0 0 8 - S a a t : 1 7 . 0 0-

Yer: Türkücan Kafe - Reşatbey Mah. 7 Sokak
Seyhan Oteli Arkası
Seyhan / ADANA

23.01.2008

Şairin Sözü Var: Şükrü Erbaş, Neşe Yaşın, Metin Kaygalak, Orhan Kahyaoğlu



Antakya’da faaliyet gösteren ve Edebiyat ortamlarının vazgeçilmez yerlerinden biri olan Yener Kitapevi “Şairin Sözü Var” sloganıyla Antakya’lıları Şair Şükrü Erbaş, Neşe Yaşın, Metin Kaygalak ve Orhan Kahyaoğlu’la buluşturdu… Elektrik kesintisi nedeniyle mum ışığında gerçekleşen söyleşide şair Şükrü Erbaş şiirin, üzerinde çok konuşmayı kaldıramayan bir sanat dalı olduğunu şiiri parçalamaya başladığınız zaman çevresini tanımaya çalışan küçük bir çocuğun eşyaları parçalaması gibi parçalanabileceğini söyledi. Erbaş “Şiirde usta çırak ilişkisine inanmıyorum. Bir şairin dediği ‘Ustamın ustasıyım çırağımın çırağıyım’ sözüne çok inanırım. Her meslekte ustaya danışma söz konusu olur ama şiirde olmaz. Bir şeyler yazanlar yazdıklarına bakmamı isterler. Başkasının yazdığı bir konu hakkında yorum yapmak dünyanın en riskli işidir” dedi. Şair Neşe Yaşın “bir şiir dizesi o kadar çok çoğaltılabilir ki dört dize bir kitabın anlatacağı her şeyi anlatır. Günümüzde her ne kadar insanların verdiği önem romanın gerisinde olsa da şiir benim için her zaman ilk sırada olmuştur” dediŞair Orhan Kahyaoğlu şiirin tüketim hegemonyasına karşı ayakta duramayacak durumda olduğunu, şiire sahip çıkan kitle oranında çok ciddi bir düşüş yaşandığını. Birçok şairin sesini medya yoluyla duyurduğunu, okuyanının çok olduğunu ama bu kişilerin şiir dünyasıyla ve şiirin sorunlarıyla alakaları olmadığını dile getirdi. Kahyaoğlu; Tüm sanat ve edebiyat türlerinin, kaçınılmaz olarak, hızla metalaştığı bir çağda yaşıyoruz. Tüketimin ruhu tüm bu türleri çoğu kez sıradanlaştırıyor. Gerçi, ortaya yepyeni estetik kriterler çıkıyor. Bu türlerin çok sayıda hakiki ürünlerine rastlanıyor. Şiir sanatı, bunlar arasında belki tek istisna. Gerçi, şiiri de çeşitli yol ve yöntemlerle metalaştırma çabasında olanlar var. Ama, istediklerine pek de ulaşamıyorlar. Şiir, kendi masumiyeti, tekilliğiyle varoluşunu sürdürmek için mücadelesine devam ediyor. Tüm bu dışlanmışlığına rağmen, şiiri ısrarla seven, onu tutkuyla izleyen bir azınlık şiir okumayı, yazmayı, kitap olarak yayımlamayı sürdürmekte. Türkiye'de ise, çoğu ülkeye oranla daha canlı, hareketli bir gündemi var, dedi. Şair Metin Kaygalak’şiir üzerine ve ülke üzerine düşüncelerini dile getirdi.

17.01.2008

"ŞİİRİN SÖZÜ VAR"

Şiirleriyle...

NEŞE YAŞİN
ŞÜKRÜ ERBAŞ
METİN KAYGALAK
ORHAN KAHYAOĞLU

18 Ocak 2008, Cuma, Saat: 17:00
Yer: Antakya, Yener Kitabevi

21.12.2007

Mehmet Güleryüz


Mehmet Güleryüz, heykelleriyle



Yapı Kredi Kâzım Taşkent Sanat Galerisi, 28 Kasım 2007 - 14 Ocak 2008 arasında

Mehmet Güleryüz’ün “Oradan Oraya” adlı heykel sergisine evsahipliği yapıyor.

Yer:Yapı Kredi Kâzım Taşkent Sanat Galerisi’nde, , 28 Kasım 2007 - 14 Ocak 2008

10.12.2007

Tuncel Kurtiz:Diziler işsiz kalmamızı engelledi

Ünlü Sinema Oyuncusu Tuncel Kurtiz, Türkiye'de özellikle son dönemlerde yapılan dizileri bir manipülasyon olarak değerlendirerek, "Dizilerin bizim şu güzel yanı vardır. Benim ve benim gibi çok sayıda arkadaşımın işsiz kalmamasına, parasız kalmamasına aç kalmamasına neden olmuştur.İnsanlar şüphesiz iyi veya kötü anlamda bir ayrım yapmaktadırlar. Bir söz var aç kalmaktansa tok kalmak daha iyi idi. Eskiden ne sigorta vardı, ne çalışma durumu iyi değildi, şimdi bu nedenle iyidir. Ama dizi 9 ay ölü doğan bir çocuk gibidir, 9 ay izlerseniz ve sona erir ve bir daha izleyemezsiniz" dedi.

Ünlü Sinema Oyuncusu Tuncel Kurtiz, Antakya Rum Ortodoks Kilisesi'ne ait Millennium Sosyal ve Kültürel Tesisleri'nde 'Sinema ve Yaşama Dair' adlı söyleyişi verdi. Türk sinemasının geçmişte Hollywood Sineması'na özendiğini belirterek, "1980'den sonra Türk Sineması büyük bir düşüş yaşadı özellikle Erotik filimler daha ağır bastı. Sadece Türk sineması bu olaydan kötü anlamda etkilenmedi. Yabancı sinemada bu doğrultuda çalışmalar yaptı" dedi. Son dönem Türk sinemasında bir ilerlemenin olduğunu ifade eden Kurtiz, şunları söyledi:

"Mesela son dönem filmlerine imza atan Fatih Akın var, çok kötü koşullardan sıyrılarak bugünlere gelen ve güzel filmlere imza atmıştır. Ama ben eskiden bir sinemaya film izlemeye gittiğimde üstümü başıma dikkat ederdim, en iyi giysilerimi giyerdim, filme emeği geçenlere saygı gösterirdim ama şuan o günlerin çok uzağında bir film izleme tekniğimiz var."

TRT siyah beyaz döneminde çok iyi dizilerin çekildiğini ve bununda reyting kaygının olmamasının sonucu olduğunu ifade eden Kurtiz, "Şimdi ise 400 bin dolar gibi bir pastadan hatta Amerika'da bunun birkaç katı bir pastadan bahsediliyor. Sonuçta bizde bir ekmek arasıyız" şeklinde konuştu. Özellikle tiyatroda çok sesliliğe doğru gittiğini belirten Kurtiz, yurt içinde ve yurt dışında oynadığı tiyatro oyunlarından örnek verdi.

Yılmaz Güney’in Türkiye’de önemli yapı taşları arasında olduğunu ifade eden Kurtiz, şunları söyledi: "Yılmaz benim üniversite arkadaşımdı. Bende hikayeler yazardım, O’da. Ben soyut hikayeler yazarken O daha çok somut hikayeler yazardı. İşte, o hikayeler yüzünden komünizm propagandası yaptı diye gencecik çocuğu 7,5 seneye mahkum ettiler. Askerliğimizi de Muş’ta aynı yerde yaptık. Ben sonra 'Şeytanın Uşakları' adlı bir film yaptım, Yılmaz’da bana beraber çalışmayı teklif etti. Onunla beraber 'Üçünüzü de Mıhlarım', 'Konyakçılar Kralı', 'Haracıma Dokunma', 'Sayılı Kabadayılar', 'Çirkin Kral' gibi filmler yaptık. Onunla en son Türkiye’de 'Umut' filmini çektik. Bu filmi, Kaan Film Festivali'ne götürdük. Filmin Türkiye dışına çıkarılması yasaklandı, herkes benim kaçırdığımı düşündü. Aslında bu film Türkiye’yi kötüleyen bir film değil, sosyal gerçekçi bir filmdi.Yılmaz Güney’in Türk sinemasına kattıkları asla tartışmazdır ve yeri zor doldurulur diye düşünüyorum"

24.11.2007

8. Antalya Öykü günleri sona erdi

Antalya’da sekiz yıllık öykü bitti


Antalya Sanatçılar Derneği’nin düzenlediği Antalya Öykü Günleri’nin sekizincisi 23 Kasım-25 Kasım tarihleri arasında gerçekleştirildi. Açılış konuşmasını ANSAN Başkanı Cahit Çakcıl’ın yaptığı Öykü Günleri’nin onur konuğu Füruzan idi. Hastalığı nedeniyle Füruzan’ın katılamadığı 8. Antalya Öykü Günleri’nin konukları arasında şu isimler yer aldı: Ahmet Büke, Ahmet Tüzün, Cahit Çakcıl, Celâl Hafifbilek, Deniz Keskin, Kadir Yüksel, Kamile Yılmaz, Narin Karakaşlı, Neşe Karel, Refik Algan, Seray Şahiner.

Üç oturum şeklinde gerçekleştirilen Antalya Öykü Günleri’nde öyküler okundu, Türk öykücülüğünün çeşitli sorunları ele alındı.


Öykü okuyoruz, konuşuyoruz

23 Kasım saat 16.00’da Neşe Karel kendi öyküsünü okudu. Rahatsızlığı nedeniyle uzun süredir Antalyalı sanatçılardan uzak kalan emekli TRT prodüktörü ve yazar Saffet Uysal’ı arkadaşları unutmadı. Saffet Uysal’ın Elifi Bahar adlı kitabından seçilen bir öyküsü arkadaşları tarafından sanatseverlere okundu. 24 Kasım Cumartesi günü saat 13’te Kamile Yılmaz, saat 15.30’da Ahmet Büke, aynı gün saat 17.00’de Nuri Erkal öykülerini okudular.

23 Kasım’daki Nuri Erkal’ın yönettiği ilk oturumda “Öykü Ödüllerinin Edebiyatımızdaki Yeri ve Önemi” tartışıldı. Oturumda Seray Şahiner, Kadir Yüksel ve Refik Algan söz aldı. Seray Şahiner “Ödüller, yayınevleri İstanbul’da olduğu için taşrada yaşayanların ürünlerinin yayınevleriyle buluşmasına, öykülerinin dolaşıma girmesine yardımcı olabilir” derken Kadir Yüksel ödül enflasyonuna değindi: “Ödüller gençleri yazmaya özendiriyor. Öykü ödüllerinin çeşitlendirilmesi faydalı. Ne var ki ödül enflasyonunun kaliteyi düşürdüğü gerçeğini de unutmayalım”. Refik Algan ise “Herkes vicdanıyla yazıyorsa edebiyat ödüllerine gerek olmayabilir. Vicdanlı jüriler olursa ödüller değerlendirmede bizlere yardımcı olabilir” şeklinde konuştu.

24 Kasım’daki ikinci oturumu Celâl Hafifbilek yönetti. İkinci oturumda Deniz Keskin, Refik Algan ve Seray Şahiner, öykücü Füruzan’ın öykü serüvenini değerlendirdiler.

Deniz Keskin “70’li yıllarda öykücülüğümüzün düştüğü boşluğu Füruzan doldurmuştur” derken; Refik Algan, Füruzan’ı “70’li yılların öykücülüğünde bir mucize” olarak değerlendirdi. Seray Şahiner ise Füruzan’ın öykücülüğünü “Figüran olarak gördüklerimizin başrol oynamaya ne denli layık olduklarını Füruzan’ın öykülerinde gördüm” şeklinde yorumladı.

Öykü günlerinin “Öykü Dergiciliği Canlanıyor mu?” konulu son oturumunu Ahmet Tüzün yönetirken, oturumun konuşmacıları Kadir Yüksel ve Karin Karakaşlı idi.

Kadir Yüksel, öykü dergiciliğinde en büyük sorunun dağıtım olduğuna dikkat çekerken “Dağıtım sorununun aşılması güç görünüyor. Dağıtım şirketleri çok para istiyor…” dedi.

“Dergiler hayatın kaçak yolcuları” diyen Karin Karakaşlı şöyle konuştu: “Öykü dergileri kendine ait öyküsü olan, öyküsüz edemeyen ‘deli yürekler’ olduğu sürece çıkmaya devam edecektir”.


Öykü Yarışması’nda birinci Medine Akın

8. Antalya Öykü Günleri kapsamında her yıl olduğu gibi bu yıl da Antalya Liselerarası Öykü Yarışması yapıldı. “Antalya Liselerarası Öykü Yarışması”nda Karatay Lisesi öğrencisi Medine Akın birinci, Antalya Lisesi öğrencisi Burak Keskin ikinci oldu. Antalya Anadolu Lisesi öğrencisi Nükte Öcal ise aynı yarışmada mansiyon ödülüne layık görüldü. Yarışmanın birincisi Medine Akın’a ödülü ANSAN başkanı Cahit Çakcıl, yarışmanın ikincisi Burak Keskin’e ödülü Deniz Keskin, mansiyon ödülüne layık görülen Nükte Öcal’a ödülü ANSAN Yönetim Kurulu üyesi Taci Alpaslan tarafından, düzenlenen bir törenle verildi.

Ne dediler?


CAHİT ÇAKCIL:


“Yaşamak istediğimiz hayat, olmasını istediğimiz ülke, havasını soluduğumuz kent, yürüdüğümüz sokak bu mu olmalıydı? Bu sorulara cevap arayan her öykü kendi içinde bir dünya, her öykü kitabı içinde dünyalar barındıran bir evrendir.”


NEŞE KAREL:


“Almanya’da kaldığım yıllar aynı zamanda ülkemin dışında kendi başıma kaldığım yıllardı da. Gördüğüm insanların her birinin ayrı bir hikâyesi vardı. Bu hikâyeleri yazmaya karar verdim. Almanya’ya ilk yolculuğumu kara trenle yaptım. Son yolculuğumda bindiğim tren beyazdı, kara trenin çıkardığı acı çığlığı çıkarmıyordu. Almanya’da yazdığım öykülerde bu acı çığlıktan esinler olduğunu sonradan fark ettim.”


SERAY ŞAHİNER:


“Kitabımı oluşturan öyküler bittiğinde 21 yaşındaydım. ‘Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülü’nde dosyam ‘övgüye eğer’ bulunmuştu. O zamana kadar yayınevlerinin önünden geçmeye bile cesaret edemezdim. Kitabım ‘Can Yayınları’ndan çıktı. Kitabımın yayınlanmasında kitap dosyasının ‘dikkate değer’ görülmesi etkili oldu. Ödüller, yayınevleri İstanbul’da olduğu için taşrada yaşayanların ürünlerinin yayınevleriyle buluşmasına, öykülerinin dolaşıma girmesine yardımcı olabilir.”

“Figüran olarak gördüklerimizin başrol oynamaya ne denli layık olduklarını Fürüzan’ın öykülerinde gördüm.”


KADİR YÜKSEL:


“Batıda olduğu gibi bizde de edebiyatçılar ödüllendirildi. Divan şairleri Sultan’lar, Halk şairleri zenginler tarafından ödüllendirildi. Ödüllendirilenler aynı zamanda cezalandırılabiliyorlardı da. CHP Ödülü alan Attilâ İlhan, CHP tarafından cezalandırıldı. Edebiyatçılar, ‘edebiyat kurumu’ tarafından olduğu gibi, edebiyatın içinde yer aldığı devlet tarafından da ödüllendiriliyor ya da cezalandırılıyor. Ödülleri de cezaları da kaldıralım, işi yapıta bırakalım. Cervantes örneğinde olduğu gibi öldükten sonra ‘ödüllendirilen’ eserlerin olabileceğini bilerek... Ödüller gençleri yazmaya özendiriyor. Öykü ödüllerinin çeşitlendirilmesi faydalı. Ne var ki ödül enflasyonunun kaliteyi düşürdüğü gerçeğini de unutmayalım. Ödülden daha çok ‘yarışma’ sözcüğüne karşıyım. Özendirmenin sonunda sel gidecek kum kalacak. O halde ödül değil metin önemli.”

“Öykü dergilerinden bazıları: Resimli Hikâyeler (1927), Seçilmiş Hikâyeler (1947), Dost, Öykü (1970), Yaba Öykü (1984), Yaşasın Edebiyat (1980), Adam Öykü (1995), Düşler- Öyküler, Fayton Öykü, Üçüncü Öyküler, Kum, Yazın, Kül Öykü, İmge Öyküler, Eylül, Aylak, Hece Öykü….. Çoğunda şiirlere de yer verilen bu dergilerden en uzun ömürlüsü Adam Öykü. Adam Öykü 58 sayı çıktı. Öykü dergiciliğinin en büyük sorunu dağıtım. Dağıtım sorununun aşılması güç görünüyor. Dağıtım şirketleri çok para istiyor…”






REFİK ALGAN:


“Şiir ve öykü, nitelikli okur gerektiriyor. Bu nedenle okurları az. Edebiyat ödüllerini tartışacak edebiyat eleştirmenlerinin olması gerekiyor. Bizde yazar çok eleştirmen yok. Herkes vicdanıyla yazıyorsa edebiyat ödüllerine gerek olmayabilir. Vicdanlı jüriler olursa ödüller değerlendirmede bizlere yardımcı olabilir. Medyatik edebiyatla edebiyatı birbirinden ayırmak gerekir. Eleştirmen yerine medya patronlarının sözcüleri varsa buna karşı çıkmak gerekir. ‘Eleştiri kurumu’ eksikliğinden söz etmemiz gerekir. Yazar eleştirmenden ilerde.”

“İki türlü sanatçı var: Bunlardan birincisi doğuştan sanatçı. Mozart gibi. Deha sahipleri, eğitimden geçmek zorundalar. ‘Doğuştan yetenek’ bir kalıba dökülmek zorunda. Entelektüel kaygılar yaratıcılığı engelleyebilir. Bu engeli aşanlar yaratıcı olabilirler. Füruzan, bu engeli aşmakla yetinmemiş, birdenbire zirveye çıkanların hastalıklarına kapılmamıştır. Füruzan 70’li yılların öykücülüğünde bir mucizedir.”


KARİN KARAKAŞLI:


“Dergiler hayatın kaçak yolcuları. Cemal Süreya’nın emekli aylığını yatırarak Papirüs’ü çıkarmış olması beni çok etkilemiştir. Kapanan dergileri ‘tasfiye nedeniyle kapatılmıştır’ yazan dükkânlara benzetir, hüzünlenirim. Öykü dergileri bir anlamda ‘gayri resmi toplumsal tarih’, ölülerin yad edildiği dosyalardır. Öykü dergileri kendine ait öyküsü olan, öyküsüz edemeyen ‘deli yürekler’ olduğu sürece çıkmaya devam edecektir.”


DENİZ KESKİN:


“70’li yıllarda öykücülüğümüzün düştüğü boşluğu Füruzan doldurmuştur. Füruzan, öykülerinde toplumsal değişimi, toplumsal değişimden kaynaklanan sorunları, bu sorunlar içindeki bireyin varoluşunu bugüne taşır. Dünyadan kaynaklanan haksızlıklar, yoksulluğun yarattığı hayal kırıklıkları, sevgisizlikler; kadın sorunları, kadın duyarlılığı onun öykülerinin temasını oluşturur.”


CELÂL HAFİFBİLEK:


“Hikâye, hikâye anlatmak değildir. Hikâye tüm insanlığın, dünyanın kendisidir, tanığıdır. Sevgimizi, umutlarımızı, mutluluklarımızı, hüzünlerimizi, sevgi çemberi, gurbet havası içinde anlatan öykülerin yazarı Füruzan… Öykü yazmak isteyenlerin, öncelikle Füruzan’ı okumalarını tavsiye ederim.”

19.10.2007

8. Antalya Öykü Günleri

Füruzan, 8. Antalya Öykü Günleri’ni onurlandıracak

Antalya’da sekiz yıllık bir öykü bu

Antalya Sanatçılar Derneği (ANSAN) tarafından bu yıl sekizincisi düzenlenecek Antalya Öykü Günleri, ülkemizin önemli öykücülerini ve edebiyatçılarını Antalyalılarla buluşturmaya devam ediyor. 23-25 Kasım tarihleri arasında gerçekleştirilecek 8. Antalya Öykü Günleri’nin onur konuğu ise Füruzan.

Ahmet Büke, Karin Karakaşlı, Refik Algan, Hüseyin Su, Kadir Yüksel ve Seray Şahiner’in de konuk olarak katılacağı Öykü Günleri’nde, öykü ödülleri ve dergiciliğiyle ilgili söyleşiler yapılacak, öyküler okunacak.

Öykü ödülleri ve dergiciliği

23 Kasım Cuma günü saat 17:00’de düzenlenecek olan “Öykü ödüllerinin edebiyatımızdaki yeri ve önemi” başlıklı söyleşiyi Nuri Erkal yönetecek. Söyleşinin konuşmacıları Kadir Yüksel, ‘Saat Kulesi / Kısa Metinler ve Hikayeler’ isimli kitabıyla 2006 Sait Faik Hikaye Ödülü’nün sahibi Refik Algan ve Seray Şahiner. Söyleşinin sonunda Antalyalı öykücü Neşe Karel öykülerini dinleyicilerle paylaşacak.

8. Antalya Öykü Günleri’nin onur konuğu Füruzan’ın öykücülüğü, 24 Kasım Cumartesi günü saat 14:00’de yapılacak söyleşide ele alınacak. Söyleşiyi, Antalya Öykü Günleri’nin fikir babası Celal Hafifbilek yönetirken; Hece ve Hece Öykü dergilerinin Yayın Yönetmeni Hüseyin Su, Deniz Keskin ve Füruzan konuşmacı olarak katılacak. Füruzan, Antalyalı hayranları için öykülerini okuyacak.

Aynı gün saat 16:00’da, Ahmet Tüzün’ün yöneteceği “Öykü dergiciliği canlanıyor mu?” başlıklı söyleşide, Karin Karakaşlı, Kadir Yüksel ve Hüseyin Su konuşmacı olarak yer alacak. 8. Antalya Öykü Günleri’nin konukları arasında yer alan, ‘İzmir Postası’nın Adamları’ ve ‘Çiğdem Külahı’ öykü kitaplarının yazarı Ahmet Büke de, öykülerini Antalyalılarla paylaşacak.


Antalya’dan geçen öykücüler

Antalya Öykü Günleri, bugüne kadar Tarık Dursun K., Faruk Duman, Erdal Öz, İnci Aral, Orhan Duru, Ayşe Sarısayın, Jale Sancak, Cemil Kavukçu, Adnan Özyalçıner ve Jaklin Çelik gibi edebiyatımızın önemli öykücülerine ev sahipliği yaptı.




NOT: Füruzan’ın fotoğrafları Selahattin Özpalabıyıklar tarafından çekilmiştir.
Öykünün onuru Füruzan

İlk kitabı Parasız Yatılı'yla 1972 Sait Faik Hikâye Armağanı'nı kazandı. İlk kitaplarında kötü yola düşmüş kadın ve kızların, çöken burjuva ailelerinin, yoksulluk ve yalnızlıkla boğuşan kadın ve çocukların, yeni ortamlarda bunalan ve yurt özlemi çeken göçmenlerin dramlarına sevecenlikle yaklaştı. Kişileri derinlemesine inceledi ve anlatımını ayrıntılarla besledi. 12 Mart dönemini anlattığı ilk romanı Kırk Yedi’liler ile 1975 Türk Dil Kurumu Roman Ödülü'nü kazandı.
Daha sonra bir sanatçılar programıyla (D.A.A.D.) 1975'te Batı Berlin'e çağrıldı ve orada bir yıl kalarak işçilerle ve sanatçılarla röportajlar yaptı. Öyküleri Fransızca, İspanyolca, Farsça, İtalyanca, Japonca, İngilizce, Rusça, Bulgarca, Boşnakça gibi birçok dile çevrildi. Öykülerinden yapılan bir toplam, A. Saraçgil tarafından İtalyancaya çevrildi ve 1991’de Napoli’de basıldı. Kırk Yedi’liler romanı 1986’da S. Pirvanova çevirisiyle Bulgaristan’da basıldı. Sevda Dolu Bir Yaz ve “Nehir” ile “İskele Parklarında” öyküleri Damian Craft’ın İngilizce çevirisiyle 2001’de Londra’da yayımlandı. Halen toplu öyküleri İspanyolcaya Gül Işık tarafından çevrilmektedir. Dokuz Çağdaş Türk Öykücüsü (1982, Volk und Welt Verlag) adlı antolojisini ve Die Kinder der Türkei (1979, Kinderbuch Verlag) adlı çocuk kitabını ise Doğu Berlin'de konuk kaldığı süre içerisinde hazırladı. Bir öykü kitabı Saraybosna Connectum Yayınevi’nce 2007’de yayımlanacak. 2007’de Dil Derneği’nin düzenlediği Dil Bayramı’nda Onur Ödülü’nü aldı.
1988-1990 yıllarında çektiği Benim Sinemalarım filmi 1990'da Cannes Film Festivali'nin “Eleştirmenlerin 7 Günü” ve “Altın Kamera” dallarından çağrı alarak 158 film arasından seçilen 8 filmden biri olarak gösterime girdi. 1991’de Uluslararası İran Fecr Film Festivali’nde, Uluslararası Jüri’den “En İyi İlk Film Jüri Özel Ödülü”nü kazandı. 1991’de Tokyo Uluslararası Film Festivali’nde seçilen “En İyi On Asya Filmi” arasında yer aldı. 1994'te, Bosna-Hersek, Yunanistan ve Bulgaristan gezilerini Balkan Yolcusu adlı kitabında topladı. Oyunlaştırdığı Sevda Dolu Bir Yaz, Ankara Devlet Tiyatroları’nda yaklaşık 200 kez sahnelendi (2000-2005).
Yapıtları:
Öykü: Parasız Yatılı (1971), Kuşatma (1972), Benim Sinemalarım (1973), Gül Mevsimidir (uzun öykü, 1973), Gecenin Öteki Yüzü (1982), Sevda Dolu Bir Yaz (1999).
Roman: Kırk Yedi'liler (1974), Berlin'in Nar Çiçeği (1988).
Röportaj: Yeni Konuklar (1977).
Gezi: Evsahipleri (1981), Balkan Yolcusu (1994).
Oyun: Redife'ye Güzelleme (1981), Kış Gelmeden (1997).
Çocuk Kitabı: Die Kinder der Türkei (1979, Türkiye Çocukları).
Şiir: Lodoslar Kenti (1991).





8. Antalya Öykü Günleri Basın Danışmanı
Hülya Özyol 0554 800 40 39
ansanoyku@gmail.com

5.06.2007

Ölümünün 44. yılında
Nâzım şiirlerle anıldı…

Büyük şair Nâzım Hikmet ölümünün 44. yılında Güney Dergisi tarafından düzenlenen “Nâzım’a Şiirler Okuyoruz” baslıklı bir etkinlik ile anıldı. 3 Haziran Pazar günü saat 16’da Adana Tabip Odası salonunda düzenlenen etkinliğe 60’ın üzerinde Nâzım dostu katıldı.

Etkinlik Güney Dergisi tarafından hazırlanan ve Nâzım Hikmet fotoğraflarından oluşan bir slayt ile başladı. Ardından Güney Yılmaz Güney Dergisi adına Nâzım’a dair bir konusma yaptı. Sonrasında ise sairlerin, yorumcuların ve Güney Dergisi okurlarının hazırladığı şiirler okundu. Etkinlik içerisinde Güney Dergisi okuru olan iki genç kadının Nâzım şiirlerinden parçalar okuması ve bestelenmiş şiirleri müzik olmadan seslendirmesi büyük beğeni topladı.

Etkinliğe Öykü yazarları Zafer Doruk, Nazmi Bayrı, Şairler Levent Uğur ve İlhami Özer katıldılar. Katılanların beğenisini alan etkinlik Nâzım’a okunan çok sayıda şiir ile sona erdi.

www.guneydergisi.com

2.06.2007

Üç Yazardan İmza ve Söyleşi

Müslüm Kabadayı
Suriye Günlüğü

Suriye, tarihin derin­lik­lerinden gelen kül­­türel ortaklıklarımız ve Anadolu-Orta­do­ğu-Mısır’ın Akdeniz’le buluşma nokta­sında yer alması nedeniyle, dostluk teme­linde ilişki­leri­mizin en çok gelişmesi ge­re­ken ülkeler­den biridir. Bu anlamda Su­riye Günlüğü, “kültür komşuluğu”nun sı­nır tanımadığının sayısız örneklerinden oluşmaktadır.

---

Hasan Hüseyin Gündüzalp
YUĞ

Sözcüğünü arayan bir anlamın; nerede, nasıl ve hangi halde, hangi harflerle hangi sözcüğe oğul vereceğini o anlamın ken­disi bile bilemezdi. Sezse sezse sözcük se­zerdi. Gidenin mi yoksa kalanın mı anlam olduğu ya da gidenin mi yoksa kalanın mı sözcük olduğu, “ben” adlı göreceli merkezin, bedelini sadece kendisinin bildiği eğlencesiydi.

---

İbrahim Tayfur
Güneş Acı Sarı

gece adamıydılar/yamandılar
güneşin ocağına belenmiş tenleri
kil rengiydi
ayaklarında gündelikçi işçilerin
sabırsızlığı
filinta patlardı bakışlarında
içlerinde
deli burgaçlı yeraltı ırmakları

---

TYS ANTAKYA TEMSİLCİLİĞİ – YOĞUNLUK DERGİSİ AALEN ANTAKYA KÜLTÜR SANAT DERNEĞİ

YER :TYS ANTAKYA TEMSİLCİLİĞİ KURTULUŞ CADDESİ NO:20 TEL:216 07 27
TARİH: 8 HAZİRAN 2007 CUMA
SAAT : 17.00
---
YER : Orontes Kitabevi Samandağ
TARİH: 9 HAZİRAN 2007 CUMARTESİ
SAAT : 15.00-18.00