şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7.01.2010

Betül Tarıman

KİME ÖLSEM KİMİN UMURUNDA


ruhu içinden çıkartılmış gövdeydim
bir boşluğu doldururdum çoktan tükenmiş
kapıyı çalma sebebim kendimi arama gayretimdendi
buna ben bile inanabilirdim diyebilirdim

yoktum ben hakları gasp edilmiş bir melektim
boşaltırdım içimden mektepler
boşalır kan kusar kin tutmazdım
inancım tamdı çalınacaktı bir gün benim de kapım
diye sesli düşünen biriydim
batıl olan kusurlu olandı
kusurlu biriydim
bunu kendime bile itiraf edemezdim

inattım ben kelimeleri tekrar eder
solculuk oynar bazen de küser
gidip yakasına yapışayım
sarsayım derdim seni küçük prens
uyan derdim uyan uyanmazdı
yüzeye vardıkça dinginlik artardı sıradanlık da artar
kendime bile eğilemezdim kibrimden değil
kendimden kurtulmak istemediğimdendi
diye söylenebilirdim

nedensiz baş ağrısıydım badireler atlatmış
sessiz durur ders çalışır türlü numaralar ederdim
sağ kaşımın üzerinde bir kara hastalık gibiydi çekildiydi
tomografi
sonuç yoktu ağrı da benimle gelecekti
daktilo yazmıştı bunu ter kokardı
daha soğuk olduğunda ve önümü kapattığımda
korkuyorum diye bağırırdım ey sevgili korku
geçmişimden gelecekten devletten
yanlış bırakılmıştım bir kez dünya denen karanlığa
adımı sorsan kim bilir
diye söyleyemeyebilirdim

boşunaydı çünkü beklemek
sinirlerim alınmıştı yoklukla kutsanmışım artık
gelen geçen bakardı
itiraf etmek zordu ama
kapım çalınsa yine de korkmuyorum
benden sonra ölüm mü
bir makastar biçse ruhumu
artık ölemem ben


Akatalpa, Sayı: 121, Ocak 2010

5.01.2010

T.S.ELIOT

Ağzını elinle sil, ve gül

Dünya döner eski kadınlar gibi

Yakıt toplayarak boş arsalarda.

27.11.2009

Ender Koçak / giz-düşüm senfonisi

I.
Gün-batımı. Gökyüzü kızıl
Bakışlarının iz-düşümünde
Gördüm seni
Bilinmeze doğru kaçıyordun
Dilinde veda türküleri yoktu
Gidiyordun ardına bakmadan
Bir tren garında aşka rastlarsan
tanıyabilir misin onu?
Yada aşkı ölümle
Tanımlayabilir misin?
Evet, ölüm dedim
Çünkü sözcükler yetmez
Aşkı tanımlamaya.
Gün-batımı. Gökyüzü yitik
Düşlerim bozguna uğradı
Yüreğimin sahilinde
Yaşamın biz-düşümünde
Ayrılık vardı

II.
Gün-doğumu. Gökyüzü yalnızlık
yaşanmamışlık vardı evde
Aşkın miladından bu yana
Anılar göç katarı gibi
Süzüldü patikalarda
Yalnızlık kaldı odamda
Konuşmuyordu
Sevmiyordu ve düşünmüyordu
Oturup birbirimize baktık
Ama anlayamadık birbirimizi
Yine de yalnızlığımı
Yalnızlıkla paylaştım

III.
Yüzyıllar oldu sen gideli
Oysa onların dünyasında
Bir gece oldu
Sonu gelmez yolculuğa çıktım
Yaşamla ölüm arasında
Yol alıyorum şimdiki zamana
Ayrılık yüklü vagonlar geçiyor
Kara sevdalı raylardan

IV.
Gün-ötesi. Gökyüzü şiir
Seni düşünürken
Düşle gerçeğin kesiştiği yerde
Deviniyordu şair kendi içinde
Yüreğine ulaşmak için
Şaire sordum seni
Şiir-zamanı ikindisinde
Bilge bir tavırla gösterdi gökkuşağını
Dilinden dökülen sözcüklerle
Şairin söz-düşümünde
Buldum seni
Bir daha yitirmemek üzere.

İnisiyatif Sanat Dergisi, Sayı:3
Nisan-Haziran 2009

13.11.2009

Ayak İzlerimi Kokladı

Kar Soludu Acıkınca Köpekler

oturdum sofraya; yokluğunda ekmeksiz
tabakların gölgesini oydu kaşıklar

pencereyi açtım yağmur
sesine tutuldu
masamın çiçekleri

ısırgan mevsimlerin uçsuz
ve huysuz kuşlarını kovan
alnını eştim rüzgarın

borcu yok ki tanrının
kimsenin hayatını bağışlamaya

sesi suyun uçurumunda
her aşkın adresi bir kez değişir
her mum
dumanıyla boğabilir yalnızca kendini

taşın rengi kör yüzüme anne
düştü bulutlar
düştü dağ gölgemin üstüne

evin içi eskidi

ayak izlerimi kokladı
kar soludu acıkınca köpekler...

İ.Deniz Aslan

28.07.2009

s. zeynep karadağ

Telvin

Şahavanka'ya

kapatınca şehir ışıklarını
dizinde yorgun evler uyuyup
esmerdir usulca çekilir gecenin sürgüsü
yarım kalan bir dudak kendine bükülür

sen şeytana uyarsın uluorta
ben sana yürürüm arınmış günahlarımla
kör olur gözden çıkarırız dünyayı
anlık bir ölümü bölüşür iki ruh bir beden
ölürüz karanlık bir sokağın sonunda
ve uzak kadınların derinlerinde
kırılır aynalarım

suretim hiçlik
suretim bin parça kalabalık

üşüsem bilmez
ağlasam duymazsın
ısınmak için aşkı yakarım düşte
ve sarılır kendime uyurum susarsın

su deniz olur
deniz somurtkan adam
sabaha karşı iki sefil dize düşer
gizli bahçemdeki nar ağacından
tanelerini toplarım
bir adam
bir adam daha…

iğne deliğinde s/üzülür telvin
iki sessiz harf tanrının dilinde
başı öne düşen günahlar gibi
kara bir tendir hibe edilir
arınsın diye nar lekeli kadınlar

üzerimizde yağmur kuşları
nemli bir masal hiç inanmadığımız
adını sen koyarsın
rengini ben

boğulur su ve beden
ve hürmüz
ve Ehrimen

Şükrü Sever

İstanbul'un Sombaharı


kış kapıda, evimdeyim. yeni bir sombahara başladı istanbul
pervazların perdelerin ardında, hiç dinmeyecek sandığımız
ürpertilerin, susmaların ve ıssızlıkların, korkuların...
hatırlamaların ardından mümkünsüz dalıyor gibi
uykuya. sözcükler güldürebilirmiş, sonsuz erinci
yüreklerimize taşıyabilir, acıya doyana değin
mutsuz kılabilir, hüzünlü bir esrimenin içine hapsedebilirmiş
ben korurum sanırdım kendimi, benim sanırdım çünkü sözcükleri

kış kapıda. esmer günleri yaz bana, beyaz günleri
şimdinin tüm enlem ve boylamlarınca kurulan şu denge oyununu
-ne ise aşk- gece ve gün, sabah ile akşam, dirim ve ölüm, varlık ile yokluk
çevrenindeki o sonsuz kamaşmayı yaz, sözcüklerle kurulmuş sarayları
hazırlığı yıllar süren ama bir gün ansızın bitiveren sarayları
iç ve dış avluyu, surları, her türlü utkuyu gönderine çekmek için
hazırlıklı burçlarını, -ne ise aşk- sözcüklerden kurulu o sarayı, ilençli sarayı
bana esmer günleri yaz, beyaz günleri... geçip gittiğin düşleri.

Çiğdem Sezer

İHTİMAL

kendimi bıraktığım deniz
içime vurdu beni gün ortaları
inanmıştım oysa su olup akmaya
kendime uzanmaya denizanalarından uzak
çakıl taşlarının bata çıka dalgınlığına

ambulansın biri koluma çarptı
dikiz aynasında kendi ölüm
- iki gözümle gördüm, iki ben
biri ölü, öteki...-
siren sesleri dalgalara çarptı
yuttuğum sularda boğulayazdım
mercanlar su yosunları ve taşlar
-iyi ki varlar

ihtimal bu denizde daha önce de boğuldum
kör balıkçı elimi tuttu, üç harf tek kürek
tam canı çıkmaktayken dünyanın
bir çocuk örselenmiş yanlarını okşadı
gece yan yattı kayığım battı kör
kaldım bir balıkçı bir de ay

dünyanın doğusunda bir deniz
içime battı

dünya vahşi bir yerdi, olmazlandım
var mıydı benim de bir çocukluk rüyam
ona bahçe ona duvar
allayıp pullasam
şöyle derin yerime denizime
bir mağara, olmazsa bir çukur
kendimi mi rüyayı mı avutsam

dünya vahşi bir denizdi
içimde bir boğulmak kaldı

beni bu denize kim attı
beni bu denize kim..

bir çocuk ardım sıra görülmemiş bir rüya
gibi çın çın çınladı

Adnan Satıcı

Bin Yıl Daha Ülkesiz

Nereye
O uysal saçlarınla nereye, hem sen nereye
Nereye ey gözleri gurbet
Sınadım kendimi bir başka biçimlerle
Her iklimde dondum, her aynada hiç
Yüzünü dön
Yüzünü dön
Can aynam paramparça...

Nereye
O atlarla nereye, hem sen nereye
Nereye hiç dönmeyecekmiş gibi böyle
Ardından kanım akıtır kendini gittiğin yere
Çeviremem önünü kırılmış ellerimle
Yüzünü dön
Yüzünü dön
Düğüm at damarıma...

Gidersen
Bin yıl daha ülkesiz bir çocuk kalır
Yıldızsız, pusulasız, mülteci, kanamalı
Gidersen fırtınada en ince söğüt dalı
O sabah kırılırım toprağıma düşemem
Yüzünü dön
Yüzünü dön
Gülümse baharıma...

3.06.2009

Faruk Bal

YÜZÜMÜ ÖR YAĞMURLA

Beklemek buruşturuyor beni bu şehirde
ne zaman baksam bir kadının yüzüne
hepsinde yırtık kuş resimleri
pedalı kırık bisikletler..
özlemi yok yaz mevsimine hiç bir kadının
bu ülkede her kadın bir kar masalı…
anladım.

Ezanı çan sesine yapıştıran
herkesi anlayan bu şehir
pıtraktır tırmalar sesimi
uyuyan fenerciler yerine kor beni
oynatır neonları bir yosma gibi asfaltta
ezilirim yosmaların kabuslarıyla
hayaline sığınırım yağmurun
bir çocuğun rüyasına…
şehrin ışıklarına yönelir yağmur.
karın beyazı suyun rengine dağılır
hayatın renkli kitaplarından koparılmış
çocuk resimleri kalır bir avuç.

Yüzümü ör yağmurla
gidersem
dönmeyeceğimi biliyor akdeniz.

30.05.2009

Arif Damar

AY AYAKTA DEĞİLDİ

Şiirlerim benim
Şarkılarım
Ay ayakta değilken
Ayaktayım
Çobandım ben
Kırk yıl Ayakta
Çoban

Aya baktım
Güne baktım
Geceleyin
Kimi zaman

Kimi zaman
Bir çobandım
Geceleyin
Aya bakan

Güne baktım
Çiçek açtım
Geceleyin
Kimi zaman

Kimi zaman
Bir çobandım
Geceleyin
Çiçek açan

Bir çiçek
Günebakan
Geceleyin
Kimi zaman

Kimi zaman
Geceleyin
Bin çiçek
Aya bakan

Kırk yıl
Ayakta
Çoban

Ayaz oldu
Bulut oldu
Geçen kırk yıl
Umut oldu

12.11.2008

Yarım Çember

Bulmak için o yitik dizeyi
lanetli bir yaşamla
takas ettim kendimi
tuzdan duvarlar ördüm denize
bir adım iki göz evime

yoksul kazılar yaptım som kaleler
ölümü sağ gözüme gömdüm
dirimi sığdıramadım yerin yüzüne

sihirli sulardan içtim, yüzdüm de...
bu yüzden bulanıktır aklım

Yazmak için o dizeyi
lanetli bir aşkla ödeştim
çirkinleştiğim oldu gece yarıları
çirkef sözcüklerle seviştiğim

ilişkiler dokudum pamuk ipliği
kimi çizsem kırılmadım, koptum
kime dokunduysam yaralı

bir yarım çemberin üstünde
geçtim içdenizlerini sevginin

bir yanım hep yarımdır bu yüzden

Nurduran Duman

21.10.2008

YALNIZLIĞIM

Ilık bir su gibidir içimde yalnızlığım,
Yalnızlığım, ruhumda uzak bir ses gibidir.
Her sabah ufuklardan mavi şarkılar gelir,
Ve her sabah ürperir içimde yalnızlığım

Güneşim aydan sarı, yarınım dünden zorsa,
Sarsın artık ömrümü tunç kandillerin isi
Üşüyen ellerimden tutmalıydı birisi,
Eğer benim gözlerim onları görmüyorsa.

Bir camın arkasında açılıyor güllerim,
Havuzum pırıl pırıl... yıkar bakışlarımı.
İşler temiz ziyalar suya nakışlarımı;
Ruhumun dünyasından eser tahayyüllerim

Rüya rüzgarlarında bir yaprak yalnızlığım
Düşüncem bir neydir ki ürperir perde perde
Belki bu mısralarım esecek gönüllerde
Fakat herkese uzak kalacak, yalnızlığım.

Fazıl Hüsnü Dağlarca

14.07.2008

Özkan Satılmış

ÖCÜ RENGİ
annem nisanın biriydi hep
babam her ayın otuz ikisi

saksılar sahiplendi beni
saksılar: dünyanın en aydınlık yeri

bÜyÜmek gelişen bir omurga yangını

yağmalanmak iyidir
her vuruluşumda şiir kaldırır alnımı

cevizden bir kadını bekliyorum
gelse, şehrin yapışkan metalini yarsak

o zaman masal takardım öcülerin rengine
ışıkla yontmama gerek kalmazdı ödümdeki volkanı

hep terlerdi bayram sabahları
soğuk güller yıkardı derimin içini

hiç susmazdı ömür kağıdım.

Dize, Aralık 2004

12.07.2008

Hilmi Yavuz

Doğunun Kalıtı

biz üç güzel kardeştik ve ölüm,
ölüm en gencimizdi bizim

bize doğunun büyük şiiri kaldı

o bir nehir gibi ve kendimizin
nice ipek yollarına dökülüp
ve derin kollarına bir gonca
gül diye kapanıp ve tiftik,
safran ve kilim gibi onca
acılardan sonra, mağrur ve yitik
bir külliyeye benzer gurbetimizin
gide gide sonuna geldik

biz üç güzel kardeştikve ölüm,
en gencimizdi bizim

bize doğunun büyük şiiri kaldı

sonra derviş defterimiz kapandı
gün kara koyun, gece oğlaktı
ve göçebe bir çeşme olan ikizim
şiiri bir oba gibi kaldırıp
dağ taş demeden, dizlerimizin
bir bir büküldüğü baharat yollarından
korkunç bir ağıt diye geçirip
bizi düzlüğe çıkardı

bize doğunun büyük şiiri kaldı

3.07.2008

HASAN İZZETTİN DİNAMO (1909 - 1989)

MEYDAN OKUMAK

Bizde neden ağlayan bir Fuzulî çıkmış
Şimdi anlıyorum bunu derinden.
Kaç Fuzulî, Fuzulî olmadan önce
Kahrolup gitmiştir üzüntülerinden.

Öyle çekmişim ki
Artık benden sonra
Birkaç satırımın yaşaması bile
bana vızgeliyor.
Artık bahçemdeki yemişlere
ne güleryüzlü bir dost
ne hırsız geliyor.

Demek, diyorum, bu duruma gelirmiş
budana budana bir şair.
Ölümsüzlüğe sırtını dönmüş şiir
Artık acıya meydan okuyabilir.

(1974)

20.06.2008

CAHİT KÜLEBİ (1917 - 1997)

HİKAYE

Senin dudakların pembe
Ellerin beyaz,
Al tut ellerimi bebek
Tut biraz!

Benim doğduğum köylerde
Ceviz agaçları yoktu,
Ben bu yüzden serinliğe hasretim
Okşa biraz!

Benim doğduğum köylerde
Buğday tarlaları yoktu,
Dağıt saçlarını bebek
Savur biraz!

Benim doğduğum köyleri
Akşamları eşkiyalar basardı.
Ben bu yüzden yalnızlığı hiç sevmem
Konuş biraz!

Benim doğduğum köylerde
Şimal rüzgarları eserdi,
Ve bu yüzden dudaklarım çatlaktır
Öp biraz!

Sen Türkiye gibi aydınlık ve güzelsin!
Benim doğduğum köyler de güzeldi,
Sen de anlat doğduğun yerleri,
Anlat biraz!

10.03.2008

DÖVÜŞEN ANLATSIN

Elimizde acının kehribar tesbihi
ki kayıp durmakta parmaklarımızdan
Ey şair
yine bölük pörçük anlattın
yine eksik bıraktın bir şeyleri
gün devrilmekte ama sen
tutmamışsın acımızın çetelesini

Sen sus artık, bize bundan sonrasını
dövüşen anlatsın


Ahmet Telli

12.02.2008

Hüseyin Bozkurt

Serasta

her akşam arastadır yüzüm
saklarım baharat kokulu çarşılar

çılgınlık yakama düşürdüğüm
açık dükkanların parfüm kokusu

gizemli ruhların dansını gördüm
vals çaça tango çıkmazında

dar koridorlarında hayat
İplik gibi dolanır makaraya

buğday kokulu ambarlar geçtim
tenin frik başak sarısı

bir simit molası parmaklarım
arar kapısın arastanın

her akşam arastadır hüzün
çaldığım simitlerin hatırası

27.12.2007

Ahmet Günbaş

HARAKİRİ

“Bizi oyuncak sansın bundan sonrakiler”
Hüseyin Peker

I.
Hurdalarınızın ayarlarıyla oynamayınız
son kullanma tarihini geçmemiş olabilir
geçse de gam değil asıl son kullanma tarihinden
sonradır ki gelişi güzel hiçbir şeyi atmayınız
Çöp Hüseyin gelir şöyle bir dokunur iletkenliğinize
takır takır ayırır bakırını demirini
tensel bir şiirin işlekliğine
şaşırır kalır yalapşap yalıtkanlığınız

Çöp Hüseyin gelir birazdan, bir göz bırakır gider
Hani sizin şu gelişi güzel silkelediğiniz anılar
birden can suyuna kavuşur ve hiç yaşanılmamışa değer

Örneğin sinema dönüşlerinde dağılan zamanı
gül kurusu şarkılarla çerçeveletir
Bu yüzden mehtaplı gecelerin uyaklı kol düğmelerini
özenle saklayınız
ilk öpücüğün mahcubiyetiyle durmalı hayatın pembeliği

Hangi delikten mi çıkar, orasını kesin bilemem
Siz yine kevgir gibi düşünün İzmir’i.. bir şiir geçimi
her an her yerden düşebilir varoşları peşine takarak
poşetkuşlar uçuşurken kaldırımlarda
meydan okuyarak kırığına çıkığına
bir ağaç parmak kaldırsa önce o görür
Bir sokak köpeğinin tekmelendikten sonra içine
gömülen viyaklığı
belki desibelinizden küçüktür ama Çöp Hüseyin duyar

Yazdığını ortalık yerlerde bedavaya oynayan palyaço
bakir bir gülümseme bırakır gerginliğinize
Tek öğünlük köfte ekmek arası gibi bir şey
boğaz tokluğuna atlar sakındığınız her çukura

Gece görüşü de fena sayılmaz hani
kirpiğinden tanır karanlıkta hışırdayanı Bıçakçı ruhuyla

sabıka kayıtlarından geçerek Eşrefpaşa’nın
işportaya çıkar Kemeraltı’na
Havı dökülmüş Basmane’yle kurular bıçkın terini
Çayını karıştıra karıştıra iner Varyant’tan
Konak limanında bir anaç zamandır ki
geleni geçer basar bağrına

Eee, Çöp Hüseyin’dir bu, kolay değil
bir tek rengini heba etmez hayatın cilveleriyle
tatlandırılmış
kimsiz kimsesiz boyama ustası, hüznü boyunu aşsa da
rasgele bir yaprak çeker eski takvimlerden
derbeder köşelerinize ulaşmaya çalışır

II.
Kente ıssız bir ada gelmiş diyorlar
ıssız mı ıssız,
cangılları ilk kez insana değiyor
Robenson’unu alıp götürecek...
Bunca gürültü patırtıdan sonra...
Koordinatlarını unutmuş.. bir koşu gidip dönecek

Acele etmeyiniz, ölüyoruz şunun şurasında
Üstü kalsın! diyeni de itip kakmıştınız böyle
O zaten uslanmaz uçurum delisiydi
boşluktan gelip boşluğa gitti
Çöp Hüseyin de hazır, gözünüz aydın
hesapsız bir ayrılıkla vurgunu yedi
Gitmeye geciktikçe oyuncağa dönüşen
cafcaflı bir intihar haberi nasıl süslerse egonuzu
her şey umduğunuz gibi olacak merak etmeyin
Ölü Suyu’ndan Kemik Unu’na her şey hazır dünden
Nişan Tahtası çoktan çürüdü

Merak etmeyin, hatta kalınız
ilk fırsatta uçururlar haberi
Yer Bezinden Bir Köle işini bilir
dilediğiniz gibi bitirir filmin sonunu:

Tek Vuruş’luk harakiri!..

21.12.2007

Şairler de Uçar Ama Görünmez Kanatları

Bak ne demiş koca dedem
Varsıllık görecedir oğul
Yoksulluk da öyle
Güzeli seviyorsan eğer
Varsıllar varsılıdır gönlün
Cebin yoksul olsa bile

Özgürlük görecedir oğul
Tutsaklık da öyle
Güzelliğin tutsağıdır
Dünyanın yiğit
En yürekli
En özgür insanı bile

Bir peri kızıdır şiir
Düş gülleri koklatır hep
İmge balıemzirir dile
Şiirde tatlanır güzelleşir
Dünyanın en çirkin
En yavan gerçeği bile

Kuşlar inanmaz buna
Ağaçlar kıskanır biliyorum
Şairler de çiçek açar
Kimi pembe kimi sarı
Şairler de uçar ama
Görünmez kanatları

Ali Yüce