19.06.2009

5.06.2009

ŞEHİR’İN MAYIS-HAZİRAN 2009 SAYISI ÇIKTI...

Zonguldak’ın tek Kültür ve Edebiyat Dergisi olan Şehir’in Mayıs-Haziran 2009 sayısı çıktı. Bölge Haber Gazetesi’nin paralı kültür sanat eki olarak yayınlanan “Kültür ve Edebiyat Dergisi Şehir” Mayıs-Haziran 2009 tarihli baskısıyla 46. sayısına ulaştı.
28 sayfalık dergide; Mehmet Sadık Kırımlı “Tanzimat Sonrası Türk Şiirinde Kırılma Dönemleri” başlıklı yazısında, Tanzimat Hareketiyle başlayan ve onun getirdiği gelişmelerin edebiyatımıza yansıdığını ve gerekli ivmeler kazandırdığını, bu dönem sonrasında Türk şiirinde yaşanan kırılmaları ortaya koyuyor.
Ömer Kemiksiz “Sait Faik’in Balıkçıları” başlıklı yazısında Ünlü öykücü Abasıyanık’ın öykülerindeki balıkçıları ve onların iç dünyalarını ele alıyor.
Hasan Efe ise 1970 Kuşağının ünlü eleştirmen yazarı Mehmet Yaşar Bilen’in “Edebiyat İzinde” isimli kitabını yeniden günyüzüne çıkarıyor. Hamit Kalyoncu, İ.Behçet Kalaycı’yı anlattığı “Behçet Bey’in Bahçesindeki Nar Ağacı” başlıklı yazısıyla 1955-1960’lı yıllara götürüyor okuyucuyu.
Ahmet Uysal “Tuttuğunuz Aşk Olsun”, Burhan Günel “Keklik Pınarı Günlüğü-9”, Nefise Karataş “Nöbetçi Hemşire”, Fahrettin Koyuncu “Zamanın Eleğinden Günlükler- Nisan 2009”, Hasan Akarsu “Postmodernizm Sanatın Sonu mu”, Erhan Tığlı “Nedir Şiir”, Erdal Atıcı da “Zonguldak Ereğli’de 17 Nisan” başlıklı gezi-anı-anlatı yazısı ile yer alıyor.
Dergide, Baki Yiğit’in çevirisiyle ABD’li Şair Adrienne Rich’in
şiiri yer alıyor.
Dergiye, Nermin Gürbüz “Yumru(k)”, M.Sinan Karadeniz de “Esenlik yolcusu” isimli öyküleriyle katkı koyuyor.
Bu sayının şairleri ve eserlerinin başlıkları şöyle: Mehmet Aydın “Gençlik Esintileri”, Azerbaycan’lı şair Aysel Nesirzade “Uyğun Gelmez Qafiye”, Sabahattin Yalkın “Var mı”, Hamit Kalyoncu “Susku”, Mevlüt Kaplan “Mumcular Ölmez”, Mithat Yaban “Güller Açar Mı”, Aydan Yalçın “Sızı”, Aslıhan Tüylüoğlu “Şudurbat”, Ahmet Uysal “Sevdiğimiz Kadınlar”, A.Uğur Olgar “Ağıt Bitimleri”, Bülent Güldal “Sözün Yalın Hali”, Asım Öztürk “Ben Unutmuşum”, S. Salih Gör “Lale-Gül Ömrüm”, İhsan Topçu “Yüzgörümlüğü İster”, Nuri Dağdelen “Çırak”, Müslüm Danaoğlu “Naftalin”, Utku Kaygusuz “Kuşları Beklemek”, M.Hıfzı Aksoy “Çınar Ağacı”, İlker Gören “Yavaşlayan Sözlerle”, Gazanfer Eryüksel “Doğu Batı Divanı”, Atilla Er “Pusuya Düşen İmge”, Uygur Orhan “Atlar Eskiyor Bir Bellekte”, Ersan Erçelik “Hayat Öpücüğünden”, Fatma Aras “Boşluğun İfadesi” ve İbrahim Tığ “Ev İçleri” şiirleriyle, şiir tadında bir yolculuğa çıkarıyor okurlarını.
Derginin Sahipliğini Naci Tığ, Genel Yayın Yönetmenliğini İbrahim Tığ yapıyor. Şehir’in iletişim adresi:ibrahimtig@gmail.com

4.06.2009

Betül Tarıman ile "Kar Merdiveni" üzerine söyleşi:

İsmail Özdemir - Onur Aslan
Modern kadın şairler, deyince farklı yüzyıllarda yaşamış, kadının toplumsal tarihi açısından iki farklı aşamanın temsilcisi iki ad geliyor akla: Emily Dickinson ve Sylvia Plath.Emily Dickinson 19.yy’da henüz evin dışına çıkıp toplumun yaşamına etkin bir biçimde katılamayan kadının şiir alanındaki en parlak temsili bilinciydi. Doğduğu kentle hatta eviyle sınırlanmış kısıtlı bir deneyimin keskinleştirdiği bir duyarlılıkla küçük şeylerin, tanımlanmamış içe dönük yaşantıların şiirini yazdı ve bir kaçı dışında bu şiirleri yayımlamadığı gibi, yakılmak üzere paketlemişti.Neredeyse yüzyıl sonra doğan Sylvia Plath ise daha başından kendini ortaya koymaya çalışan parlak bir yetenekti. Yaşamı erkeklerin rekabet dünyasında kendini, kendi şiirini erkeklere kabul ettirme çabasının trajik bir tarihiydi. Şiirlerine yansıyan ‘baba’ ve ‘koca’ figürleriyle hesaplaşmasını ancak intihar ederek bitirebildi de denebilir. Kamusal alanda var olmaya çalışan kadının şiirdeki temsilcisi olarak görülebilir o da...
Sizin bu iki eğilim karşısındaki konumunuz nedir bir kadın ve kadın şair olarak?
Betül T.: Doğaldır ki kadınlar, yüzyıllardır kendileri ile hesaplaşma içindeler. Bir anlamda, geride bırakılmışlıklarının yarattığı kaosu aşma çabası içinde oldukları söylenebilir. Fakat bu, oldukça zorlu bir uğraş. Çünkü her daim karşılarında, ya bir erkeği ya da kendi cinslerinden birini bulabiliyorlar. Fakat sonuçsuzmuş gibi görünse de aşılmış pek çok yolun var olduğu söylenebilir. Kadınların yarattığı hırçınlıklar, erkeklerin yarattığı karmaşa ortamı bir yana, uzunca bir süredir şair kadınlar tarafından şiir yazılıyor. İlk başlarda adlarını gizlemek zorunda kalsalar bile artık böyle bir durum söz konusu değil. Fakat yine de erkek şairler kadar cesur değiller. Gerçi erkek şairlerin de ne kadarı cesur? Bu da bir soru işareti olarak karşımızda duruyor. Bir kaçı dışında kendi aşk ya da vücutlarına ilişkin dizelere rastlanmıyor pek çok şiirde. Oysaki bunlar çok insani şeyler. Korkulacak, sakınılacak bir şey yok. Böyle olunca da şiir sahici olmaktan uzak duruyor. Bir Sylvia Plath ya da Emily Dickinson örneklerine baktığımızda, kadının içinde bulunduğu durumu anlamamak mümkün değil. Tam da bu noktadan kendime dönüp baktığımda, tabii ki ben de, şiire ilk başladığım yıllarda kendimi bir rekabet ortamı içinde buldum. Fakat benim merkezden uzak olmam, bana pek çok anlamda fayda sağladı. Bir kere çekişmeler içerisinde yer almadım. Ne kadınların yarattığı ne de erkeklerin yarattığı o ortamlardan uzak durdum. Rekabet sadece kendimle olan bir rekabetti. Kendimi, iyi şiir yazıyor olarak görmek istememden kaynaklanan tatlı bir rekabetti bu daha çok. Hayatımı ise, Emily Dickinson gibi sadece ev ile sınırlamamıştım. Evin dışında da bir hayatın var olduğu, zaten bilincimin bir kenarında hep asılı olarak duruyordu. Evlendikten sonra hayatımda çok şey değişmedi. Pek şairin, şiir yazarken hayatı kaçırıyoruz demesine karşılık, ben şiirimi hayatın içinde kalarak kurdum. Zaten bu da şiirlerime yansıdı. Evler, kadınlar, çocuklar, sokak araları, mahalleler, satıcılar ve hayata dair her şey… Fakat çoğunluk belki de kadın olduğumdan, kadın sorunu üzerine epey kafa yordum. Bu anlamda bakıldığında konuya ilişkin epey yazı yazdığım söylenebilir. Kadın ve erkeğin yalnızlığı üzerine kurulu bir dünyada mutsuzluğun olduğundan söz ettim çoğunluk. Kimi kez “evin efendisiydi annem yalnız Pazar günlerinin bildiği” gibisinden bir dize yazarken kimi kez de “benim kısa etek görmüş bacaklarım var/ sevgilimin eli almış yürümüş/ al beni de yanına ay” gibi cesurca dizeler de yazdım. Ya da “bir şarkı dinledik bir şarkı daha/ şunun sesi iyi çıkmıyor şunun şeysi açık/ küfrettik bir güzel şeylere dair/ rahatlamışız/ ahlakımızdan bir şey eksilmedi/ ama eksilmesin/ kimse bir cümleden olma değil” derken bir kadın dayanışmasından, paylaşımdan söz ettim. Bazen de, evlerin acı veren tarafı konuk oldu bazı dizelerime. “sonra temmuz bitti/ ev dağılmış evde temmuz bitti/ yoksulluk gerekmiyordu/ değil ölüm/ ev evde bitti” Çünkü evler mutsuzluk veren bir şey olarak vardı. Bilinçsizce yapılan evliliklerin, beraberliklerin sonucunda, doğaldır ki mutsuzluk da beraberinde geliyordu ve insanlar, alışkanlıklarından dolayı kendi elleri ile yarattıkları mutsuzluklarından bir türlü kurtulamıyorlardı. Alışkanlık ise boyunlarına dolanmış büyük bir kementti. Cesaretse kapıdan içeri gireceği günü hâlâ bekliyor. Fakat yine de, edebiyat dünyasına baktığımızda şiirin kadınlarının, erkekler dünyasına kendilerini kabul ettirme çabası içerisinde oldukları söylenebilir. Onlardan onay almak önemli bir durumdur sanki. Ya da yaşını başını almış bir erkek şair, falan bir şair bayanın şiirini dergiye ben önerdim gibisinden bir söz söyler böbürlenerek. Çünkü her şey onların tekeli altındadır. Öneren onlar olmalıdır ne de olsa.

Şiir yazan kadınlar için bu ikisinin dışında üçüncü ve baskın bir şiir anlayışının oluştuğunu, yaygınlaştığını düşünüyor musunuz, etkin ve kendini kabul ettirmeye çalışmanın ötesine geçen bir üçüncü aşama?

Betül T.: Tabi ki bunu düşünüyorum… Örneğin bir Nilay Özer, kalıplarını yıkmış farklı bir şiirin izini sürüyor şimdilerde. Kendisine yıllık ve antolojilerde pek rastlamasak da Fatma Nur bence önemli bir isim. Nur Saka, Çiğdem Sezer, Zeynep Uzunbay, Aslı Serin, Eren Aysan, Emel İrtem, Emel Güz, Hayriye Ünal, Betül Dünder,… Bu isimler farklı bir şiirin izini sürdüklerinden kendilerinden sonra geleceklere de bir anlamda ışık tutuyorlar. Bir anlamda etkilemeye açık yazdıkları şiir.

Kadınların yazdığı şiir ister kadına ister başka şeylere dair olsun, eninde sonunda kadınlık durumundan kaynaklanan bir bilincin bakışıyla yazılmayacak mıdır? Erkek şairlerin binlerce yıllık bir geleneğin ağırlığıyla ‘erkekçi’ bir bakış açısından isteseler bile kurtulamadıkları düşünülürse kadın şairin kendindeki ‘farklı’ bilinci bilemesi, geliştirmesi bir sorumluluk gereği değil midir aynı zamanda?

Betül T.: Doğrudur, erkek şairlerin bile egemen söylemin etkisinden kurtulamadığı bu coğrafyada, başta Nazım Hikmet olmak üzere, pek çok erkek şair tarafından egemen bakış açısıyla şiirler yazıldı. Ne ki, kimi şair kadınlarda bu söylemin etkisinden kendilerini kurtaramadılar. Lale Müldür’ün “acemden gelme ipekleriyle/ övünen bir eksik etek, bir yarım akıl” dizeleri bu anlamda düşündürücüdür. Tabi, buna başka şair kadınlar da eklemlenebilir. Fakat her şeye rağmen kadınlar uzunca zamandır, kadınlık durumlarından kaynaklanan bir bakış açısıyla şiirlerini yazıyorlar. Bu anlamda bakıldığında, Gülten Akın’ın, ‘gençömrü aşmak, bir dağı aşmak/ sırtta çocuklar/ sonrada genç sanmaları kendilerini/ ol sebeptendir/ saati sormadan korkuları vardır/ yitirmek tek yılgı/ sevdikleri sevmedikler de olmuşsa zamanla/ şakırlar sevdiklerini de/ ötekini nevroza dönüştürüp saklarlar’ dizeleri farklı bir bilinci bilemesi anlamında önemlidir. Ya da Zeynep Köylü’nün ‘uzlaştığım ve uzaklaştığım şehirler/ gömer tanrısını hiçliğin sularına/ su da yanar ellerim/ aykırı geldim anne’ dizeleri önemsenmelidir. Hatta buna Eren Aysan’ın şu çarpıcı dizeleri de eklemlenebilir: ‘prag baharı, 6.filo ve idam mangaları/ hiçbirini yaşamadım ama/ içtiğim birayı damla damla dolduruyor/ giydiğim naylon çoraplar/ her sevişmede biraz daha kaçıyor/ uzakta dalgın bir ateş böceği/ onları unutup çekip gitmek istiyor’ sanırım ki Gülten Akın ile başlayan sorumluluk genç şairler tarafından da yerine getirilmiş, farklı bir bilinç açısıyla yazılan bu şiirler, “aptal sarışın” ya da kadından şair olmaz imajını yıkmada yardımcı olmuştur.

Son kitabınız Kar Merdiveni’ndeki ‘anlatıcı’ ve ‘özne’ daha dışa dönük, daha dışarıda; hem evden dışarıda hem kendinden dışarıda; tabii ki ‘içeriyi’ de dışarı çıkarmış... Siz de bunu bir gelişme, bir tür aşama olarak görüyor musunuz? Zaten daha kitabın başında: ‘atları ovaya saldım’ demişsiniz ve birkaç sayfa sonra eklemişsiniz: ‘kadınlar ağızlarına susturucu takılmış / uzun bacaklı atlardı yalnızlığa koşan’

Betül T.: Şöyle ki, aslında ben, baştan beri dışarıda olmanın şiirini yazdım. Daha doğrusu sokakların, mahalle aralarının, kadınların, erkeklerin, üşütülmüş bir coğrafyanın… Bu nedenle pek çok şiirim, elimde fotoğraf makinesi, sanki sokaklar arasında geziniyormuşum görünümü verir. Son kitabım, Kar Merdiveni için de aynı durum söz konusudur. Belki de bu kitapta, ülkenin doğusu ile daha çok ilgilendim. Bunu daha belirgin kıldım. Ama kadın sorunu, zaten en baştan beri vardı. Kar Merdiveni’nde ise acıyı yaşayan kadın, kendini daha çok dışarıya çıkarmıştı. Öldürülen oğlu için ağıt yakıyordu ama bir ayağı hep dışarıdaydı. İki kişilik yatakta kan kaybı vardı ama kadın umutsuz değildi. Camdan baktığı kendi, konuştuğu yine kendinden biriydi. Yani yine bir kadındı o da. Fakat yine de aşkın babadan ibaret olmadığını biliyordu. Bununla birlikte kadının görselliği konusu da farklı bir şeyi işaret ediyordu. Kadının erkek tarafından yaratılmış görsel imgesi sinemada da karşımıza çıkıyor, egemen yarattığı kadın tiplemesini izleyiciye tüm olağanlığıyla sunuyordu. Erkek tarafından kimliklendirilmiş kadın, her alanda olduğu gibi bu alanda da kimliğini yitirmişti. Bu şiirde de böyle oldu. Çoğunluk erkek tarafından şiiri biçimlendirilmiş şair kadın, sonunda kendi şiirini buldu. Bu anlamda bakıldığında, özellikle doksanlı yıllardan itibaren yaşanan kırılma, şimdilerde şair kadınlar için olumlu gözüküyor.
Ayrıca konuştuğunuz tanrı neden bıyıklı?

Betül T.: İlk çağ medeniyetlerine dönüp baktığımızda, kadının çok önemli bir yerde olduğunu gözlemliyoruz. Bu daha çok da, onun doğurganlık özelliğini taşımasından kaynaklanıyor. Hititlerde ya da eski Türk devletlerinde kadın, devlet yönetimine katılırken, yine de erkek son sözü söyleyen oluyor. Erkeğin olmadığı zamanlarda kadın devlet yönetimine katılabiliyor. Fakat yine de o dönemler baz olarak alındığında tanrılar bile çoğunluk kadın. Örneğin bereket tanrısının kadın olduğuna tanık oluyoruz. Fakat daha sonra bir takım şeyler değişime uğruyor. Özellikle yerleşik hayata geçilmesi ile birlikte gerçekleşen rol paylaşımı kadının hayatını, ev içi ile sınırlı tutuyor. Hatta öyle ki, “Allah baba” gibi söylemler gelişebiliyor halk arasında. Tabi bu ne kadar doğru ya da ne kadar kabul görür bir şey? Tartışmaya açık bir konu. Ama pek çok şeyi işaret etmesi bakımından önemli gözüküyor. Ki tanrı burada iktidarı işaret ediyor. İktidar olan yalnızdır. Tanrı’da öyle. Kendini görünmez ve güçlü kılar. Ki burada babanın evde olmadığı zamanlarda bile annelerin “baban gelince seni babana söyleyeceğim” ifadesi oldukça çarpıcıdır. Özellikle evde olmayan, ama varlığından korkulan baba ile tanrı özdeşleştirilmiştir.
Geleneksel anlatılarda kahraman her zaman erkektir, kendini kanıtlamak üzere çıktığı yolculuklardan düşmanlarını alt etmiş, olgunlaşmış ve bir ödülle ya da ödüle hak kazanmış olarak döner. Yolculuk ötekini tanımak, kendini ötekinde tanımlamak bakımından edebiyatın vazgeçilmez temasıdır. Göç de bunun bir türevi ve aynı bağlamda değerlendirebiliriz onu. Belki gerçek hayatınızdaki yolculuk ve ‘göç’leriniz bu son kitabınızın ufkunu açarak hem sizi, bir kadın ve bir şair olarak (gezgin kadın şairlere ihtiyacımız var), hem de bizi, okur olarak ödüllendiren? ‘…/rüyanda bir kasabaya düşmüş yolun’ der şair (edebiyat öğretmenlerinin efsanevi lakırdısı) ve ‘ezik bir coğrafyada’, yırtılmış haritada kimliği(ni) arar of’ta, niksar’da, hasankeyf’te, mazgirt’te… Hatta gobi çölünde ve vietnam’da; hüzünlerin, acıların, umutların, zengin bir tarihin ve yaralı insanların arasında… En güzellerinden biri de halka ve kişiye dair sorunların ‘ırak sınırında kılıçlarını çekmiş iki savaşçı’ya teyellenmesi. Şairimizin hüzünlü rüyasındaki yolculuğunun süreceğini umabilir miyiz?

Betül T.: Elbette bu kitabımda, özellikle göç teması daha çok ön plana çıktı. Ama diğer kitaplarımda da bunun işaretleri yok değildi. Bu anlamda Kar Merdivenleri’nde yoğun bir tırmanış söz konusu. Yaşantımın beni besleyen taraflarından biri de çocukluğumdan bu yana, babamın mesleği nedeniyle bir kentten öbür kente gitmeler oldu. Bunu daha sonra kendi mesleğim ya da yaptığım yolculuklar izledi. Göç bir anlamda, insanın kendini tanımasında neredeyse bir aracı. Her kent bir başka bakış açısı kazandırırken, bir anlamda ötekinde kendini tanımak anlamına da geliyor. Bu aşk, bir erkek ya da bir başka şey de olabiliyor. Sanırım ki bundan sonraki hüzün, mutluluğa sarmalanmış bir hüzün olacak. İnsan kendi içinde mutlu olsa bile, bu coğrafyada yaşananlar sadece beni değil ötekileri de olumsuz yönde etkileyecek.

Şiirinizin anlatıcısı evden dışarıya çıkıp sınırlarla, kaçakçılarla, jandarmayla, tüfekle, yoksullukla ve ölüm gibi hayatın ev uzantılarına ait ‘sıcaklığına’ benzemeyen sert ve soğuk gerçekliğiyle karşılaşır. Bu dışa açılmanın ve göçebeliğin başlangıcı ‘aşk babadan ibaret değil’, ‘büyü bozuldu ne umuyorsun/ bir söz yığını annen’ sözlerinde anlatım bulan bir tür aydınlanmanın ardından gelir gibi. Bu arada ‘bir söz yığını annen’ dizesi feminist tezine de bir gönderme gibi duruyor. Yanılıyor muyuz?

Betül T.: Aslında şiir anlatıcısı ben uzun zamandır dışarıda. Şiirini dışarıya çıkarmış, sokak sokak gezdiriyor. Fakat eve, hayat ya da insana ilişkin şeylerden hiç de uzak değil. Çünkü şiirin buna ihtiyacı var. Şairin de. Babaya aşkla başlayan göç, babanın terk edilmesi ile bitiyor. Bu da başka göçleri beraberinde getiriyor. Tabi ki kadınlık halleri de bir başka göçün sonucunda ortaya çıkmış bir şey. Buna feministçe yaklaşım değil de, kadının kendine sahip çıkması anlamında bir yaklaşım diyelim. Şiirin nasıl sokağa çıkmaya gereksinimi varsa, kadının da kendinden çıkmaya ihtiyacı var. Onun ruhu bunu istiyor.

Söyleşi için teşekkür ederiz.

Betül T.: Ben teşekkür ederim.

Betül Tarıman, Kar Merdiveni, YKY 2007

3.06.2009

Faruk Bal

YÜZÜMÜ ÖR YAĞMURLA

Beklemek buruşturuyor beni bu şehirde
ne zaman baksam bir kadının yüzüne
hepsinde yırtık kuş resimleri
pedalı kırık bisikletler..
özlemi yok yaz mevsimine hiç bir kadının
bu ülkede her kadın bir kar masalı…
anladım.

Ezanı çan sesine yapıştıran
herkesi anlayan bu şehir
pıtraktır tırmalar sesimi
uyuyan fenerciler yerine kor beni
oynatır neonları bir yosma gibi asfaltta
ezilirim yosmaların kabuslarıyla
hayaline sığınırım yağmurun
bir çocuğun rüyasına…
şehrin ışıklarına yönelir yağmur.
karın beyazı suyun rengine dağılır
hayatın renkli kitaplarından koparılmış
çocuk resimleri kalır bir avuç.

Yüzümü ör yağmurla
gidersem
dönmeyeceğimi biliyor akdeniz.

2.06.2009

Ruşen Ergün, Yazlık Sinema,Öykü

Kanguru Yayınları, Eylül 2008, Kitap
Ruşen Ergün,
25.Ocak.1966 tarihinde Gaziantep`te doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini Gaziantep`te tamamladı. Dicle Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, İngilizce Bölümü ile Anadolu Üniversitesi, Açık Öğretim Fakültesi mezunu. Evli, 19 yaşında bir kızı var. İlk öyküsü Varlık Dergisi`nde yayınlandı. Kül Öykü Gazetesi, Berfin Bahar, Beş Parmak, Hayal, Deliler Teknesi, Öykü Teknesi, Ünlem dergilerinde öyküleri, öykücülerle söyleşileri, araştırma-inceleme ve kuramsal yazıları yayımlandı. Öykü ve yazıları dergilerde yayımlanmaya devam ediyor.
Öykülerinin yer aldığı antolojiler:
*İşçi Öyküleri ? Timsah`ın Ağzındaki Usta (2006)
*Kadın Öyküleri (2007)
*Hüzün Dolu İşçi Öyküleri (2008)
`Yazlık Sinema` ilk öykü kitabıdır. (Kanguru Yayınları, Eylül 2008, Ankara, Türkiye)
Ödülleri: Kayıp isimli öyküsüyle 2006 Samim Kocagöz Öykü Yarışması 3.lük ödülü,
Perde isimli öyküsüyle 2007 Afyon Kocatepe Öykü Yarışması mansiyon ödülü,
Perde isimli öykü dosyasıyla 2007 Sabit İnce Edebiyat Ödülleri, Öykü Dalında 2.lik ödülü.

2009 Orhan Kemal Öykü Yarışması sonuçlandı...

Çukurova Edebilatçılar Derneği’nin düzenlediği "2009 Orhan Kemal Öykü Yarışması" sonuçlandı. Çukurova Edebiyatçılar Derneği Başkanı Halise Tekbaş, yönetim kurulu üyeleriyle Yazar Orhan Kemal anısına düzenlenen 2009 Öykü Ödülü’nün sonuçlarını açıkladı. Tekbaş, "Çukurova’nın bağrından çıkmış Türkiye ve dünya edebiyatına ölümsüz eserler kazandıran yazarımız Orhan Kemal anısına, başlattığımız özgün yapıtlarla 100 ’ü aşkın dosya gelmiştir. Seçici kurulun değerlendirmesinde, Türkçe’yi kullanmadaki özeni ve yazınsal değerini göz önünde bulundurmuştur. Ön Seçisi Kurul, M. Demirel Babacanoğlu, Veli Cuma ve Ali Akdemir’in dosyaları değerlendirilmeye aldı. 48 eser jüri üyesine gönderildi" dedi. Tekbaş, yarışma sonucunda 48 eser arasından dereceye girenleri şöyle açıkladı: "

1.Kevser Ruhi, Saçları Deli Çoruh,

2. Serap Gökalp, Tuz Sarayları,

3. Soydan Kızgın, Kedisiz,

4. Sevda Yüksel, İstanbul’un Yalnız Öyküleri,

5. Mehmet Fırat Pürselim, Kalpte ve Yürekte,

6. Mehmet Oğuz Aslan, Güneş Beyin Polyanna Oyunu,

7. Hamide Gönen, Kendi Tabutunu Taşıyanlar

dereceye layık görüldü."

Nebih Nafile, Güneş Hepimiz için,şiir


Nebih Nafile, Güneş Hepimiz için, Şiir, Kül Sanat, Birinci Basım, Ekim 2008 110 Syf.

2009 TUDEM Edebiyat Ödülleri Şiir Yarışması

1. İlköğretim çağındaki çocuklarda estetik duygular uyandıracak, düşünsel, duygusal çağrışım ve coşku yaratacak yeni şiirleri çocuk edebiyatına kazandırmak. Çocuk şiirlerinin iyi örneklerini sunmak.2. Türkçenin güzel ve sanatsal kullanımını sergilemek, çocuklarımıza dilimizinvarsıllığını göstermek.3. Çocuk şiirlerinde edebi düzeyi yükseltmek.4. Şiir alanında ürün vermek isteyen yeni şairlere, seslerini duyurma olanağı sağlamak.
B. YARIŞMAYA KATILIM ŞARTLARI1. Yarışma herkese açıktır.2. Konu ve şekil serbesttir.3. Şair, yarışmaya birden fazla şiir dosyasıyla katılabilir. Yarışmaya gönderilen şiir dosyası ortak imzalı olabilir.4. Yarışmaya Tudem Yayınları çalışanları ile seçici kurul üyeleri ve onların birinci dereceden yakınları katılamaz.
5. Katılımcılar, şartname koşullarını kabul etmiş sayılır.
C. YARIŞMAYA KATILACAK YAPITLARIN NİTELİKLERİ1. Yarışma dili Türkçedir.2. Şiirler kurgu, anlatım, imgeler bakımından 8 - 12 yaş grubundaki çocuklara yönelik olmalıdır.3. Yarışmaya gönderilen şiir dosyaları, hiçbir yerde tamamen veya kısmen yayımlanmamış olmalı ve başka bir yayınevi ile yayımlanmak üzere bağlayıcı sözleşmeye tabi olmamalıdır.4. Gönderilecek şiir dosyası, en az 30 en çok 50 A4 sayfası olmalıdır. Şiirler, fontu Times New Roman, puntosu 12 olacak şekilde düzenlenmelidir.5. Yapıtlar özgün olacak, herhangi bir yapıtı çağrıştırmayacak, bir yapıttan kopya bulundurmayacaktır.6. Özgün olmadığı seçici kurulca belirlenen yapıtlar değerlendirme dışı tutulacaktır.7. Özgün olmadığı, ödüllendirme aşamasından sonra belirlenen yapıtların yazarları, aldığı ödülü % 25 fazlasıyla iade etmeyi, bu şartnamedeki taahhütnameyi imzalamakla kabul etmiş sayılır. Özgün olmadığı belirlenen eser sahibi, üçüncü kişilerce açılacak her türlü davanın muhatabı sayılacaktır.8. Ödül almadığı halde yayımlanan bir yapıtın özgün olmadığı belirlenirse yazarı, Tudem’in uğramış olduğu zararı tazminle yükümlüdür.9. a) Yapıt, 7 (yedi) kopya olarak çoğaltılacak ve her kopyası dosyalanacak, metnin dijital kopyası ile birlikte teslim edilecektir.b) Yazar, yarışma gönderdiği yapıtın her kopyasına ve CD kaydına, bir rumuzverecektir. Rumuz anlamlı veya anlam taşımayan sayı ve harflerden, 5 (beş)karakterle oluşacak şekilde belirlenebilir.
D. YAPITLARIN TESLİMİ1. Yapıtın kopyalarında, CD kaydında ve zarfların üzerinde, yazarın kimliğine ilişkin, C bölümü 9. madde b bendinde sözü edilen rumuz dışında hiçbir yazı veya işaret bulunmayacaktır.2. Yarışmaya katılanlar şartnamede verilen kimlik formu ve taahhütnameyi eksiksiz doldurur, imzalar. Bir sayfayı geçmeyecek kısa özgeçmişini de ayrı bir zarfa koyarak kapatır. Kimlik formu ve taahhütname, CD kaydı ile kısa özgeçmişin yeraldığı zarf, ayrı bir zarfın içine koyularak kapatılır. Zarfın üzerinde, sadece rumuz ve yapıtın adı yazacaktır.
3. Yarışmaya gönderilen yapıtın birden fazla yazarı varsa, her yazar D bölümü 2. maddede belirtilen kimlik formu ve taahhütnameyi ayrı ayrı doldurup imzalar ve kısa özgeçmişlerini de ekler.4. Yapıt, çoğaltılmış ve dosyalanmış 7 (yedi) kopya, bir adet CD kaydı ve D bölümü 2. maddede belirtilen zarf ile birlikte teslim edilir.5. Yapıt 31 Temmuz 2009 saat 17:00′ye kadar Tudem Yayınları Cumhuriyet Bulvarı No: 302 / 501 Alsancak - İZMİR adresine elden teslim edilecek ya da iadeli taahhütlü posta veya kargo ile gönderilecektir. Kargo ve postadaki gecikmeler dikkate alınmayacaktır.6. İnternet yoluyla yapılacak gönderiler kabul edilmeyecektir.
E. YAPITLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ1. Yarışmaya gönderilen dosyalar ödül kazansın kazanmasın geri verilmez.2. Yarışmaya gönderilen yapıtlar şartnameye uygunluk açısından (şekil şartı) kontrol edilir.3. Ön seçici kurul tarafından şartnameye uygun bulunan eserler seçici kurula gönderilir.4. Seçici kurul tarafından her eser 100 (yüz) üzerinden puanlanır. Gizli olarak verilen puanlar, tüm seçici kurul üyeleri ve yarışma koordinatörünün katılımıyla yapılacak toplantıda değerlendirilmek üzere görüşülür. Eşit puan almış eserler yeniden değerlendirilip sıralama yapılır5. Yarışma koordinatörü, seçici kurulun doğal üyesidir.6. Seçici kurul, ödüle değer yapıt bulmazsa ödül vermez.7. Değerlendirme işlemleri 1 Ekim 2009 tarihine kadar sonuçlandırılacaktır.
F. SONUÇLARIN AÇIKLANMASI VE ÖDÜLLER1. Yarışma sonuçları en geç 15 Ekim 2009 tarihinde basın yayın yoluyla duyurulacaktır.2. Ödül töreni TÜYAP 28. İstanbul Kitap Fuarı’nın ilk günü yapılacaktır.ÖDÜLLERBİRİNCİLİK ÖDÜLÜ 5.000 YTLİKİNCİLİK ÖDÜLÜ 4.000 YTLÜÇÜNCÜLÜK ÖDÜLÜ 3.000 YTLMANSİYON1.000 YTLSEÇİCİ KURULAtaol BehramoğluAyla ÇınaroğluKemal ÖzerMustafa Ruhi ŞirinÜlkü TamerYARIŞMA KOORDİNATÖRÜMavisel Yener
G. YAPITLARIN YAYIMLANMASI
1. Yarışmaya katılan tüm yapıtların yayın hakkı, yarışma tarihinden itibaren bir yıl süre ile Tudem Eğitim Hizmetleri San. Tic. AŞ’ye ait olacaktır.2. Ödül kazanan yapıtların yayın hakkı ise beş (5) yıl süre ile Tudem Eğitim Hizmetleri San. Tic. AŞ’ye devredilmiş olup eserin yayımlanmasına karar verilmesi halinde, taraflar arasında yayımcının sorumlulukları ile yazarın haklarını düzenleyen bir telif hakkı devri sözleşmesi imzalanacaktır.3. Tudem, şiir dosyalarındaki şiirler arasından, ödül alsın ya da almasın seçki yapabilir.

Eliz Edebiyat Dergisi, Haziran 2009


MEDENİYET, EDEBİYAT VE KÜLTÜR BAĞLAMINDA ŞEHİRLERİN DİLİ

Mustafa Şahin/Şehirlerin RuhuHasan Aycın/ÇizgiI.Bölüm: Şehir Kurma DüşüncesiKorkut Tuna/Şehirin SerüveniVefa Taşdelen/Antik Kentlere DoğruNazan Bekiroğlu/Çünkü Bir Kent Görkeminin Zirvesindeyken Vurulur: TroyaHalil İbrahim Düzenli/Şehir Kurmak: Turgut Cansever’in Muhayyilesi ve UygulamalarıKadir Canatan/Bir Tanımlama Çerçevesi: İslam Kültüründe Şehir KavramıÖmer İskender Tuluk/Osmanlı Kent Kimliğinin Mistik Öğeleri: Dini Yapılar ve MezarlıklarAlev Erkilet/“Düzgün Aileler” “Yeni Gelenler”e Karşı: Korku Siyaseti…M. Murat Özkul/Şehir ve YabancılaşmaMustafa Aydın/Kent Bağlamında Ailenin DönüşümüAbdurrahim Karadeniz/Kentin Çağrısı, Köye Dönüşün İmkânsızlığı…Mete Çamdereli/Şehir ve YönetişimAyşen Şatıroğlu – Oya Okan/Çarşı: Şehrin Toplumsal MerkeziKöksal Alver/Mahalleye GirişErtan Özensel/Kent ve Suç Üzerine Genel Bir YaklaşımKenan Çağan/Şehrin Tören Merkezinden İktidar Merkezine DönüşümüDursun Ali Tökel/Mezarlıklar Şehrin Nesi Olurlar?..Ramazan Yelken/Modernizmin Emlakçı Marketinden Postmodernizmin Binbir Çeşit…Ali K. Metin/Şehir ve ÖtekisiHilmi Uçan/Batı Şehri ve Küresel ŞehirII. Bölüm: Medeniyet ve ŞehirKadir Canatan/İbn Haldun Sosyolojisinde Kent ve KentleşmeAlpaslan Aliağaoğlu/İslam ŞehriAkif Emre/Yerel ve Evrensel Çözümleme Olarak Osmanlı ŞehriYücel Yiğit/Balkanlar’da Osmanlı Tarihine ve Mimarisine Dokunmak: Prizren EvleriÖmer Lekesiz/Mekke ve Medine: Allah’ın ve Peygamberin ŞehirleriAkif Emre/Kudüs’ün RuhuMehmet Harmancı/Şam Portresi İçin Fırça DarbeleriCihan Aktaş/Eski Şiraz BahçeleriMustafa Demirci/İslam’ın Ümran Şehri: BağdatÂtıf Bedir/Dünyanın Anası: Kahire ve Kütüphane Şehir: İskenderiyeÇiğdem Dürüşken/Roma’nın Dilinden AnlamakMelek Paşalı/Kızına Kıyan Baba: Viyanaİsmail Sert/Şehir, Su ve VenedikIII. Bölüm: Edebiyat ve Şehir
Muhammet Nurdoğan/Divan Şiirinde Şehir KültürüMehmet Narlı/Şiir ve ŞehirŞaban Sağlık/Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatında Şehirİsmail Coşkun/İstanbul: Edebiyatın BaşkentiHayriye Ünal/New York ÜçlemesiMehmet Ali Aydemir/Süper Kent: Hipergerçekliğin Kent MitosuHüseyin Kandemir/Kimin Petersburg’u: Roman Şehir PetersburgNecip Tosun/Dublin’in Bilinçaltı: James JoyceAhmet Gögercin/Fransız Edebiyatı ve ParisAli Emre/Prag Sancısı İçinde Üç Portre: Kafka, Haşek, KunderaErcan Yıldırım/Çankaya Kadar Modern ve Seküler; Hacı Bayram Kadar…Ali Galip Yener/Şehrin Belleği ve Edebiyat Tarihinde İzmirİshak Yetiş/Nuri Pakdil’in ŞehirleriMustafa Şerif Onaran/Bir Zamanlar AnkaraIV. Bölüm: Şehir ve KültürCemal Şakar/Şehir Medeniyet Kültür RetoriğiKöksal Alver/Kent ve Kültür Üzerine NotlarMustafa Muharrem/Şehirliye DairAli Ayçil/Taşın Gövdesinden Düşürülen ŞehirAydın Ünal/Seyahat Aşk İmiş…Mehmet Narlı/Merkezler ve TaşralarNecati Mert/Şehir İlişkilerinin Adapazarı Özelinde Kısa TarihiMahmut Hakkı Akın/Siyasetin Mekânı KentUğur Çağlak/Kentte Eğlence ve Muhabbet MekânlarıGökhan Özcan/Sinemanın Şehirlerinde Bir GezintiMurat Erol/Taş Duvarlardaki Sesler: HapishanelerV. Bölüm: SoruşturmaSüleyman Hayri Bolay/Medeniyet, Kültür ve ŞehirAbdullah Uçman/Yavuz Demir/Şâr İçinde İntişârTuran Koç/Oğuz Demiralp/Atasoy Müftüoğlu/Kitaplar, Nehirler, Şehirler…Ahmet Oktay/Kentlileşmiş KültürVeysel Çolak/Medeniyet, Kültür, Edebiyat ve Şehirlerin DiliSıdıka Dilek Yalçın/Şehirlerin DiliDoğan Hızlan/Üç Kavram da İç İçeGürsel Aytaç/Hüseyin Atlansoy/Kent Üzerine Dağınık NotlarCelâl Fedai/“Ama Bu, Bir Tavşan!..”Ömer Erdem/Gökhan Özcan/Hasanali Yıldırım/Medeniyet Şehrin ÇocuğudurNalan Barbarosoğlu/Devin Karnında, UğultularlaGönül Yonar Utku/Yanılgı Çağında MedeniyetAbdullah Harmancı/İki Tutku İki TutsaklıkŞükrü Karatepe/Şehirler Güceniyor
Burhan Sakallı/Her Şehir Bir SevdadırYakup Çelik/Modernlik Kıskacında Şehir ve ŞehirliMustafa Ak/Şehirlerimizin Konuştuğu DilSelçuk Çetin/Şehir ve Şehirliliğe DairVI. Bölüm: Albüm VII. Bölüm: KaynakçaYusuf Turan Günaydın/Şehir Edebiyatı BibliyografyasıA. YazılarB. KitaplarC. Kitaplarda BölümlerD. Röportajlar, Açıkoturumlar, Soruşturmalar, PanellerE. Özel SayılarF. Dosyalar/638G. Şehir Dergileri
Kurgu Kültür Merkezi hafta sonu etkinlikleri:
Erendiz Atasü, Kurgu Kültür Merkezi'nde...
Söyleşi ve İmza
Bilinçle Beden Arasındaki Uzaklık
6 Haziran Cumartesi,
Saat: 15.00-16.30
Konur Sokak 13/5 Kızılay-Ankara
Tel: 0312 417 79 90

30.05.2009

Arif Damar

AY AYAKTA DEĞİLDİ

Şiirlerim benim
Şarkılarım
Ay ayakta değilken
Ayaktayım
Çobandım ben
Kırk yıl Ayakta
Çoban

Aya baktım
Güne baktım
Geceleyin
Kimi zaman

Kimi zaman
Bir çobandım
Geceleyin
Aya bakan

Güne baktım
Çiçek açtım
Geceleyin
Kimi zaman

Kimi zaman
Bir çobandım
Geceleyin
Çiçek açan

Bir çiçek
Günebakan
Geceleyin
Kimi zaman

Kimi zaman
Geceleyin
Bin çiçek
Aya bakan

Kırk yıl
Ayakta
Çoban

Ayaz oldu
Bulut oldu
Geçen kırk yıl
Umut oldu

ARKADAŞ DERGİSİ, Sayı:5

İçindekiler:
Şiirleriyle;
Şakir Özüdoğru, Onur Akyıl, Nigar Okyay, Rafet Aslan, Halil İbrahim Polat, Gizem Bilkay, Serdar Koçak, Hakan Sürsal; öyküleriyle Mehmet Ali Elçin, Fatmanur Türk, Murat Aydın Doma, Mehmet Söğüt, Şebnem Korkmaz yer alıyor.
Yazılarıyla;
Onur Keşaplı, Atilla Polat, Serkan Sağır, Onur Uludoğan, Attilla Özer, Nazmi Bayrı, Osman Elbek, Umut Taylan, Şakir Özüdoğru destek veriyor. Ayrıca Öznür Şahin, Halil İbrahim Ay’la ‘İçimizdeki Tanrı’ isimli kitabı üstüne söyleşiyor. Dergi bu sayıda, ‘Sahibini Arayan Miras’ başlığı altında, bir dosya bütünlüğünde Kürtçe Edebiyata yöneliyor. Dosyada Burhan Tek Kürtçe yayınlanan edebiyat dergilerini tanıtıyor, Dicle Üniversitesi Öğretim Üyesi Kadri Yıldırım’ın Kurmancî Lehçesi üzerine bir incelemesi, Burhan Tek’in Selim Temo ve Abidin Parıltı ile yaptığı söyleşilerle Ragıp Duran’ın TRT6 üzerine bir yazısı yer alıyor.

2009 TBD Bilişim Dergisi Bilimkurgu Öykü Yarışması

Son Katılım Tarihi: 17 Temmuz 20092009 yılında en sık kullandığımız sözcüklerden biri “kriz”. Dünya tarihinde yaşanmış pek çok kriz var: Büyük Buhran (1929), Küba füze krizi (1962), petrol krizi (1973) Ruanda’daki kıyım (1994), kuraklıklar ve Afrika’da önü alınamayan kitlesel açlık ölümleri hemen akla ilk gelenlerden.
Krizlerin çıkmasının pek çok nedeni var: Kaynakların paylaşımı sırasında çıkan çatışmalar, doğal felaketler, çevrenin tahribi, ekonomik sistemlerin çöküşü, egemenlik anlaşmazlıkları ve devletlerin güçlerini kötüye kullanması bu nedenlerden bazıları.
Peki gelecekte hangi krizler yaşanacak? Örneğin bilimin “kötüye” kullanılmasından, doğal kaynakların ölçüsüzce tüketilmesinden, belki insan, android, siborg ve robotlar arasındaki anlaşmazlıklardan ya da umulmadık bir anda yepyeni bir canlı türünün belirmesinden yeni bir kriz çıkabilir mi? İnsanın gelecekte yaşayacağı bedensel ve ruhsal krizler şimdikinden farklı mı olacak? Öte yandan kriz fırsat mıdır, felaket midir? Kriz tetikleyici midir, yoksa engel midir?
Bu yıl on birincisi düzenlenen Bilimkurgu Öykü Yarışmasının konusu kriz. Yukarıdaki açıklamalar ve sorular konunun ne kadar geniş ele alınabileceğini göstermek amacıyla sıralanmıştır. Yazarlarımız, kriz konusunu yapıtlarında istedikleri gibi işleyebilirler.
2009 yılında krizi, bilimkurgu edebiyatı boyutuyla irdelemenin tam sırası olduğunu düşünüyor ve yarışamaya katılacak bütün yazarlarımıza başarılar diliyoruz.
YARIŞMA KOŞULLARI
1. SONUÇ VE ÖDÜLLER
Yarışmayı kazanan öyküler 2 Kasım 2009 tarihinde açıklanacaktır. Ödül olarak birinci gelen yarışmacıya dizüstü bilgisayar, ikinci gelen yarışmacıya avuçiçi bilgisayar, üçüncü gelen yarışmacıya da sayısal kamera verilecektir.
2. KATILIM KOŞULLARI
- Yarışmaya TBD Yönetim Kurulu üyeleri ile TBD Bilişim Dergisi Yayın Kurulu üyeleri dışında herkes katılabilir.- Öykü Türkçe yazılmalıdır.- Öykülerde bilimkurgusal ögeler aranacağı kuşkusuzdur.- Öykü, daha önce herhangi bir yarışmada ödül almamış olmalıdır.- 2009 yılından önce ya da yarışmaya yollandıktan sonra yayımlanmış öykü yarışmaya katılamaz.- Her yazar yalnızca bir öyküsüyle yarışmaya katılabilir.- Dereceye girecek öyküler TBD’nin İnternet sitesinde ya da Bilişim Dergisi’nde yayımlanacaktır. TBD Bilişim Dergisi Yayın Kurulu isterse, yarışmayı kazanan öykülerle, seçici kurulun yayımlanmaya değer bulduğu öyküleri kitap olarak yayımlayabilir. 1998-2005 tarihleri arasında dereceye giren öykülerden yapılan bir seçki “Bilimkurgu Öyküleri” adıyla Remzi Kitabevi tarafından yayımlanmıştır :http://www.remzi.com.tr/index.asp?anakategori=49&kategori=141&kitapid=10…Öykülerin İnternet sitesinde, Bilişim Dergisi’nde ya da kitaplaştirilarak yayımlanması için http://www.tbd.org.tr/onayliyorumadresinde bulunan “Onaylıyorum” adlı belgenin yazar tarafından doldurulması ve doldurulan bu belgenin mektupla, faksla ya da taranmış bir dosya olarak e-posta yoluyla TBD’ye gönderilmesi gerekmektedir. Onayliyorum, adli belgeyi TBD’ye göndermeyen yarışmacılar yarışmaya kabul edilmeyeceklerdir.
3. SEÇİCİ KURUL
Hikmet Temel Akarsu, Bülent Akkoç, Semih Gümüş, Talat S.Halman, Necdet Kesmez, Mustafa Kutlay, Mustafa Küpüşoğlu, Buket Uzuner
4. BİÇİM
- Öykü, yaygın olarak kullanılan bir kelime işlemciyle, “12″ büyüklükte “Arial” karakter” seçilerek, yazılmalı ve e-postaya ekli bir dosya olarak gönderilmelidir.- Gönderilen dosyanın adına öykünün adı verilmelidir. Örneğin öykünün adı “‘Neptün’ün Ufak Tefek Taşlari” ise öykü dosyası “Neptün’ün Ufak Tefek Taşlari.doc” olmalıdır.- Öykü dosyasının içinde yazarla ilgili hiçbir bilgi olmamalıdır.- e-postaya ekli diğer bir dosyanın içinde yazarın açık adı, kısa özgeçmişi, açık adresi ve telefon numarası ayrıca varsa web sitesi adresi bulunmalıdır.- Yazarın kimlik bilgilerinin bulunduğu dosyanın adına yazarın adı verilmelidir. Örneğin yarışmaya katılan yazarın adı “Can Yılmaz” ise kimlik bilgilerinin bulunduğu dosyanın adı da “Can Yılmaz.doc” olmalıdır.- Öykü en fazla iki bin sözcükten oluşmalıdır.
5. YAPITIN TESLİMİ
Yapıt, 17 Temmuz 2009 tarihine dek *bilimkurgu@tbd.org.tr*adresine gönderilmelidir. Postayla gönderilen öyküler yarışmaya kabul edilmeyecektir.
Bilgi ve iletişim için: Tel: 312 479 34 62 / Faks 312 479 34 67 / e-posta: tbd-merkez@tbd.org.tr web: http://www.tbd.org.tr/
6. ÖN DEĞERLENDİRME KURULU
Yarışmaya gönderilen yapıtların sayısının umulanın üstüne çıkması durumunda TBD Bilişim Dergisi Yayın Kurulu bir Ön Değerlendirme Kurulu oluşturur. Bu kurul, Seçici Kurul’a gidecek öyküleri belirler.

Abdullah Baştürk İşçi Edebiyatı Ödülü 2009

Son Katılım Tarihi: 11 Eylül 2009GENEL-İŞ ve DİSK eski Genel Başkanı Abdullah Baştürk (1929-1991) anısına, ailesi, Edebiyatçılar Derneği ve Genel-İş’le birlikte bu yıl da işçi edebiyatı ödülü verilecektir.
1) Ödüle aday kitaplar, işçiler ya da diğer emekçiler hakkında olmalıdır.
2) Bu kitaplar; şiir, öykü, roman, masal, anı, günce, yaşamöyküsü, röportaj türünde olabileceği gibi, 1. madde kapsamındaki edebi yapıtlarla ilgili inceleme, eleştiri, makale, deneme, antoloji, yıllık ve benzeri türlerde de olabilir. Ancak ödül dağıtımında, tür değil, yapıtın değeri göz önüne alınacaktır. Şiir, öykü, deneme gibi türlerde, kitabın ağırlıkla işçiler ya da emeğiyle geçinenler hakkında olması, yeterli sayılabilecektir.
3) Ödüle 1 Ocak 2008′den bu yana basılmış kitaplar katılabilir. Son başvuru tarihi 11 Eylül 2009′dur. Postadaki gecikmeler kabul edilmez. Ödüle tek yapıtla aday olunabilir.
4) Edebiyatçılar Derneği yönetim organlarında yer alan üyeler yarışmaya katılamaz.
5) Seçici kurul: Remzi İnanç, Özgen Seçkin, Vecihi Timuroğlu, Necati Tosuner, Tuncer Uçarol.
6) Ödüller en çok üç kitaba verilir. Aralarında sıralama yapılmayacaktır. Ödül tutarları her bir kitap için 2.000 TL’dir. Ödül kazananlar ayrıca GENEL-İŞ’in Ören (Burhaniye)’de bulunan “Abdullah Baştürk Eğitim ve Dinlenme Tesisleri”nde bir hafta konuk edilecektir.7) Sonuçlar, gerekçesiyle birlikte, 11 Kasım 2009 günü açıklanır. Ödül töreni, Abdullah Baştürk’ün ölüm yıldönümü olan 21 Aralık 2009 gününü izleyen hafta içinde yapılır.
8) GENEL-İŞ, ödül kazanan ve yarışmaya katılan kitaplardan bazı bölümleri, telif ücreti ödeyerek kitaplaştırabilir. Bunları yayın organlarında da kullanabilir.
9) Ödüle aday kitaplar; adres, telefon, özgeçmiş yazılı imzalı bir başvuru dilekçesiyle, yazarın kendisince ya da izin belgesiyle birlikte yayınevince, 7 adet olarak aşağıdaki adrese taahhütlü gönderilecek ya da imza karşılığı teslim edilecektir:
— Edebiyatçılar Derneği (Abdullah Baştürk Ödülü), Sakarya Cad.32/15, Bahar Apt. Kat 5, Yenişehir - Ankara. İletişim: 0312 / 434 46 65 edebiyat@edebiyatcilardernegi.org.tr