8.09.2007

YAZAR TARİH DIŞINA DÜŞERSE

Cengiz GÜNDOĞDU

Romanlarda, öykülerde yazarın bilinciyle, eserin izleği arasında kimileyin çelişki çıkar. Bu çelişki anlatılırken Balzac’tan örnek verilir. Lukacs, bu konuda şöyle der, “Balzac’ı büyük bir insan yapan şey, gerçeklik kendi kişisel düşüncelerine, umutlarına ve isteklerine karşı gitse de onu betimlemedeki sarsılmaz dürüstlüğüdür.” (1)
Balzac aristokratların, burjuvazi ile uzlaşıp, toplumu biçimlendirmesini savunuyordu. Döneminde burjuvazi, aristokrasiyi tarihten siliyordu. Buna karşın Balzac romanlarında aristokrasinin “resmi yazarcığı” olmadı.
Peki ama, siyasal açıdan ilerici sayılan bir yazarın eseri, izleksel açıdan ille de ilerici midir.
Türkiye’de sanatta star sistemi yapılanması içinde yer alan yazarlara bakıldıkta, bunun böyle olmadığını görüyorum. İlk elde şunu söylemek gerekiyor. Kapitalizmin adını vermeden kapitalizmin sonuçlarına karşı çıkan bu yazarlar, star sistemiyle kapitalist pazar için üretim yaparlar. Yazdıkları romanlar, öyküler birer metadır.
Bu yazarlara tek tek sorulsa aydınlık bir dünyayı savunurlar. Ama, sözgelimi Kar’da ılımlı islamı önerir Orhan Pamuk. Adalet Ağaoğlu, Bir Düğün Gecesi’nde hiçliği olumlar.
Selim İleri Hepsi Alev’de tarihin hiç değişmediğini dillendirir.
Ilımlı islam, sıfırlanmış insan, tarihin olduğu yerde kalması... bu görüşler aydınlık dünyayla nasıl bağdaşabilir.
Edebiyat insan araştırmasıdır. İnsanın çeşitli durumlarının nedenleriyle anlatılması, insana, topluma doğru bir bakışı zorunlu kılar.
Yazar, öznel durumunu, insanın nesnel durumu diye göstermez. Balzac, aristokratik ideolojiyi savunur ama, aristokrasiye övgüler düzmez.
Gerçekliğin ilk koşulu, nesnel gerçeklikle yüzyüze gelmektir. Nesnel gerçeklik yazarın özneline, politik duruşuna karşı olsa bile.
Şimdi soruna daha yakından bakalım. Bakınız Adalet Ağaoğlu ne diyor, “Bana üniversitelerde benim Beckett’in üçlemesinin aynısı yazdığım bile söylenir. Utanarak söylüyorum ama, okumamıştım bile. Batı’ya yakın bir düzeyde bir şey bulunca Wirginia Woolf’a çok benzetirler.” (2)
Adalet Ağaoğlu’nun romanları kimilerin romanlarına benzetiliyormuş, Beckett’le Woolf’un romanlarına. Bu yazarlar yenilikçi akımın içindedirler. Lukacs yenilikçi akımın ideolojiyisini şöyle belirler. “insan doğuştan yalnız, toplum dışı, başka insanlarla ilişki kurmayı başaramayan bir varlıktır. (...) insan tarih dışı bir varlıktır. (...) İnsan birbirine bağlı olmayan yaşantı parçalarına indirgenmiştir, knedisi için nasıl anlaşılmaz bir varlıksa, başkaları için de öyledir.” (3)
Yenilikçi akıma göre, insan bu dünyaya atılmıştır, şaşkın şaşkın dolaşmaktadır dünyada.
Adalet Ağaoğlu’nun “beni benzetiyorlar” dediği yazarlara geldikte... Beckett için şöyle der Lukacs, “... Joyce’nun gerçekliği anlaşılmaz bir bilinç akışı olarak görüşü daha önce Faulkner’da bir karasaban niteliği kazanmışsa da Beckett’in Mollo’yu belki de bu gelişmenin en uç noktasıdır.” (4)
Peki, Virginia Woolf n’apıyor. Lukacs anlatıyor, “... yenilikçi yazar öznel bir yaşantıyı gerçekliğin kendisiyle özdeş görerek gerçekliğin çarpık bir görünüşünü çizer. (Virginia Woolf bunun aşırı bir örneğidir.” (5)
Peki neden böyle oluyor bu.
İnsanın çeşitli durumları vardır. İhanete uğramıştır. Dostları uzaklaşmıştır, yalnız kalmıştır.
Kimileyin insanı bir umutsuzluk kaplar. Dünyayı tekdüze görür. Sevinçli, umutlu günler de vardır.
Ama bunların hiçbiri insanın yazgısı değildir. Küçük burjuva bilinci insanın bu çeşitli durumlarından birini, yalnızlığını insanın yazgısı diye görür.
Küçükburjuva kapitalistten yana değildir. Ondan tiksinir bile. Dünyayı değiştirecek sınıfı göremez. Böyle bir umudu yoktur.
Küçükburjuvanın özneli derin bir karamsarlıktır. Küçükburjuvaya göre, insanın eli kolu bağlanmıştır.
Küçükburjuva eline kalemi aldıkta, kendi öznelini, nesnel gerçeklik sanır. Gerçekliği anlatıyorum diye, kendi öznelini anlatır.
Bakın ne diyor Marks, “‘Toplum’u birey karşısında bir soyutlama olarak yeniden saptamaktan özellikle kaçınmak gerekir. Birey toplumsal varlıktır. (...) İnsan -demek ki hangi derecede olursa olsun tikel bir birey ve tikelliği onu birey ve gerçek bireysel bir toplumsal varlık durumuna getirir- demek ki bir o kadar bütünselliktir.” (6)
Küçükburjuva yazar bireyin bu bütünselliğini, toplumsallığını göremez. Bireyle toplumu ayırır. Bireyi parçalar.
Balzac ideolojik olarak aristokrasiyi tarihe sokmak istiyordu. Bu yüzden tarih dışına düşmüştü. Ama eline kalemi aldıkta tarihe giriyordu.
Bizim ilerici sayılan yazarlarımıza geldikte, kasnak başka türlü çalışıyor. Özgürlük bildirilerine ad koyan star sistemi yazarı tarihin dışına düşüyor.
Yazar eserlerinde tarihin dışına düşerse, onun geleceği yoktur. İnsanın aydınlık bir geleceği olduğu için onun geleceği yoktur.

Kaynaklar
1. G. Lukacs, Avrupa Gerçekçiliği, Çev. Mehmet H. Doğan, Payel Yayınları, İstanbul, 1987.
2. Radikal, 19.4.2007.
3. G. Lukacs, Çağdaş Gerçekçiliğin Anlamı, Çev. Cevat Çapan, Payel Yayınları, İstanbul, 2000.
4. Lukacs, a.g.e.
5. Lukacs, a.g.e.
6. K. Marx, 1844 Elyazmaları, Çev. Kenan Somer, Sol Yayınlar, Ankara 1976.

Hiç yorum yok: